Kötülüğün Doğası !?

Bilirsiniz, sözde kimse kötü değildir, herkes çok adil ve iyi kişilerdir. Peki herkes çok iyi ise, neden bu kadar çok kötülük var ? .. Demek ki kötülük sandığımızdan çok başka bir şey, ve çoğu kişi o kadar egoist ki “kötülüklerini” fark edemeyecek kadar “körler” (yada kötüler, bilemedim)… O zaman kötülüğü masaya yatıralım ve doğasını anlamaya çalışalım…

Peki ama neden ? … Çok büyük çoğunlukla iyiliği kolayca kabul ederiz, ve neredeyse hiç sorgulamayız. Mesela neden iyilik var ? demeyiz. Ama neden kötülük var ? diye sıkça sorarız. Kötülüğü kabul etmekte çok daha fazla zorlanırız, hemde 2 taraflı olarak zorlanırız. Yani kötülüğe maruz kalırken de bunu istemeyiz, yada biz başkasına kötülük yaparkende o kişiye kötülük yaptığımızı kabul etmeyiz; zira kerameti kendinden menkul adalet görüşümüz ile hak etmişlerdir deriz…vb. Kötülüğü ne kadar kabul etmesek de, şüphesiz kötülük vardır ve o nedenle kötülükten etkilenmek istemiyorsak, doğasını anlamamız gerekiyor.

Bilirsiniz, Genellikle Kötülük olayına antagonistik (rakipsel, düşmanca) bakılır. Yani sanki kötülük sadece karşıdan (düşmandan/rakipten) gelirmiş gibi bir algı yada ezber vardır. Halbuki farklı bakış açılarının da olduğunu bilmekte fayda vardır. Elbette konu ile ilgili bir çok felsefik, psikolojik hatta sipiritüel/dinsel kaynaklar mevcuttur. Ama ben, Kötülüğün doğası ve kaynaklarını anlatacağım bu yazıda Thomas Karlsson’un Qabalah, Qliphoth and Goetic Magic Kitabından ilham aldım. Kitabın pdf’ini internetten bulup indirebilir, yada internetten sipariş de verebilirsiniz. Türkçe Basımı yok diye biliyorum..

Bilmeyenler için özet bir giriş yapayım; bir tür düşünce disiplini olan Kabala (Qabalah)’ın zıttı olarak Kliphoth (Qliphoth) vardır. Kabala “iyi” ruhsal gücü temsil ederken, Kliphoth ise “kötücül” ruhsal gücü temsil eder. Ama burada iyi/kötü diye etiketlenen kavramlar bizim günlük hayatta kullandığımız yada tecrübe ettiğimiz anlamdan çok, sanki bir mıknatısın yada elektriğin zıt kutupları gibidir. Mesela şöyle örneklendireyim: Elektrikte pozitif (+) ve negatif (-) yükler vardır; ve elektrik akımları bu +/- yüklerin durumlarına göre akar, iter, çeker…vb. Ama gündelik hayatta bizler pozitif ve negatif kavramlarını olumlu/olumsuz gibi çok daha başka anlamlarda da kullanırız, halbuki aslında bu kavramlar bir bakıma fiziğin doğal kuvvetleridir. Buna benzer şekilde iyi/kötü denilen şeyde aslında bir şeyin farklı 2 kutbu sayılır ve bu kutupların doğa yasaları gibi bazı ilişkileri/dinamikleri vardır.

Ama biz giriş yaparken kolaydan başlayalım ve kötülüğün “halk” açısından anlamına bir bakalım. Kötülük direkt sözlük anlamı ile basitçe; zarar verecek davranış yada söz, diye tanımlanır. Gündelik hayatta, buradaki “zarar”ın tanımı genellikle maddi yada duygusal (kalp kırma, üzme…vb) zararlar olarak anlaşılır. Ama aşağıda göreceğimiz gibi, bu “zarar” kavramı “rahatsızlık (disturbance)” kavramına kadar genişletilebilerek “kötülük”ün kapsamı oldukça karmaşıklaşabiliyor.

Referans alınan bu kaynağa göre Kötülüğün kaynakları şu şekilde sınıflandırılabilir;

  • Kasıta göre olan Kötülük;
    • Kişisel kötülük; Bu durumda kötülük kasıtlı ve bilinçlidir. Yani kötülük yapan kişi bunu iradesiyle bilerek, istiyerek, ve hatta belli bir şeye (nesne, kimse) hedefleyerek yapıyordur. Gündelik hayatta en sık karşılaşılan kötülük bu tarzdır diyebiliriz. Kindarlık, nefret, intikam, kıskançlık…vb duyguların etkisiyle belli bir hedefe zarar verilmeye çalışılır. Motivasyonun haklı olup olmaması fark etmeksizin, bu aslında her durumda kötülüktür, şöyle ki; kişi haksız nedenlerden (keza sırf kıskandığından) ötürü durduk yere bir şeye/kimseye kötülük ediyorsa, zaten kötüdür. Ama haklı bir nedeni varsa (mesela kendisine yapılan bir kötülüğün intikamını alacaksa… gibi), aslında gene kötü duruma düşer, zira kötülüğe kötülükle cevap vermek bizi dolayısıyla kötü duruma düşürecektir. … Ama elbette, bundan şamar oğlanı olalım, gelen vursun giden vursun anlaşılmasın… Bu tarz kötülükten 2 taraflı olarak da korunmanın bazı yolları vardır. Mesela her kötülüğe kötülükle cevap vermek yerine, dersimizi ilk seferde öğrenip aynı şeyin tekrarlanmasını engellemek … gibi. Elbette ne kadar tedbirli yada tecrübeli olursak olalım, gene bir boşluğumuza gelecek bir kötülük yaşayabiliriz. Bu durumda da gene “hayat tecrübesi” deyip, dersimizi alabiliriz.
    • Kişisel olmayan Kötülük; Bu durumda ise kötülük bilinçsiz, yani kasıtsızdır. Şansız bir doğa felaketi gibidir. Mesela Aslanın antilobu yemesinde kasıtlı bir kötülük yoktur, aslan içgüdüsüyle karnını doyurmak istiyordur sadece. yada (deprem, sel, yangın ..vb ) doğa felaketleri olduğunda da bir çok kişi zarar görebilir, ama burdaki kötülük elbetteki kasıtsızdır. Veya yolda giderken, görgü kurallarından bi haber bir magandaya da rastlayabiliriz, ve bu şahsında eylemleri aslında bir hayvanın güdüsünden çok da farklı olmayacaktır… vb. … aslında bir çok kişi bunu kötülük değil, şanssızlık olarak görecektir; ve aslında gerçekten de öyledir… İster şansız bir doğa olayı, ister güdülerinin esiri olan bir hayvan yada insan olsun, yapacakları “kötülükler”, aslında mantıken bizim yanlış zaman da yanlış yerde bulunmamızdan dolayıdır. O nedenle bu tarz kötülükten de korunmanın en basit yolu, birikimli tecrübe ile önlemlerimizi almaktır.
  • Gerekliliğe göre olan Kötülük;
    • Gerekli kötülük: Buna göre iyiliğin ortaya çıkması için kötülük olmalıdır. O nedenle kötülük gereklidir, denir. Yani kötülük yapıldığında, sonucunda iyi bir şey ortaya çıkıyor yada çıkacaksa, bu gerekli bir kötülüktür. Mesela zorlu eğitim süreçleri ve ceza uygulamaları…vb… Gene bir bakıma gündelik “medeni” hayatta en sık karşılaşılan “Kötülüktür”. Buradaki mantık, hayatta hiç bir şey bedelsiz değildir, ve iyi bir şey kazanmak için bedelini ödememiz (yani belli bir oranda kötülüğe=rahatsızlığa=çileye falan katlanmamız) gerekir. Tahmin edilebileceği gibi, ders çalışıp bir sınavı kazanmak, idman yapıp bir spor dalında belli bir derece elde etmek gibi örnekler sıralanabilir. Gene çoğu kişi buna “kötülük” değil, emek yada çile diyebilir. Ama emek / çile dediğimiz şey, işte bir bakıma bu gerekli kötülük kategorisindedir. …. ve yahut Adalet ve Ceza uygulamaları da gerekli kötülüktür zira sonucunda suç ve suçluya ceza kesilerek suçun tekrarlanması önlenmeye çalışılır (teorik olarak). Elbette pratik anlamda ceza kesilmesine rağmen suç işlenmeye devam ediyorsa, o zaman gerekli kötülük kategorisinden çıkılır. Ayrıca, kişisel kötülük olan İntikamı, Gerekli Kötülük olan Adaletten ayıran yegane şey işte budur. Yani intikamda kötülüğe kötülükle cevap verirken kötülüğün tekrarlanması durumu umursanmamaktadır. Ama Adalette kötülüğe kötülükle (yani ceza) ile cevap verirken temel amaç emsal oluşturup, bu kötülüğün tekrarlanmasını engellemektir.
    • Gereksiz kötülük: Burada ise kötülük değersiz ve fonksiyonsuzdur. Kötülük, hiç bir şeye neden olmuyorsa, anlamsız ve amaçsız ise gereksiz yada nihilistik kötülük diyebiliriz. Vanadalizm tarzı eylemler buna örnek verilebilir. Ve yahut yukarda da belirttiğim gibi; Adalet sistemi yozlaşır ve kötülüğün tekrarlanmasını engellemeksizin sırf ceza kesmek için ceza keserse bu sınıfa girer.
  • İçeriğe göre olan kötülük;
    • Meteryal prensipli: Buradaki düşünceye göre iyi özellikler soyut, manevi ve ilahi olduğu için manevinin zıttı maddi ve meteryal olacağından , kötülük ve kötü özellikler meteryal yani maddeseldir. Daha iyi anlaşılması için Hiristiyanlıkta ki 7 günahtan örnek vermek isterim; Kibir, Açgözlülük, Şehvet, Kıskançlık, Oburluk, Öfke, Tembellik. Bu günahların ortak özelliği hepsinin maddesel temelli olmasıdır. Kibir‘de kendimizi beğeniriz, ama gerçi fiziksel özelliklerimizi entellektüel özelliklerimizden daha fazla sevme eğilimimde oluruz (gerçi entellektüel yeteneklerimiz DNA kodumuza bağlı ise, o zaman gene fiziksel özellik içine girebilir). Aç gözlülük‘de adı üstünde maddesel varlıklar bizi asla tatmin edemez ve cimrileşiriz. Şehvetde de cinsel arzular aslında direkt maddi nesne olan bedene olan arzulardır. Kıskanırken de çok büyük çoğunlukla maddi şeyleri kıskanırız (onun daha çok parası var, daha iyi evi, arabası var….vb). Oburluk, gene adı üstünden maddi doyumsuzluğun başka bir çeşididir. Öfke de ise gene büyük oranda maddi neden/sonuç zincirlerinden dolayı tetiklenerek sinirleniriz (mesela maddi bir zarara uğradığımız yada uğrama tehditi yüzünden öfkeleniriz çoğunlukla). Ve Tembellik de ise hiç bir şey yapmamak, gene maddi temelli bir olumsuzluktur: hem maddi anlamda hiç bir şey üretmeyip, maddi kaynakları tüketmeye anlamına gelir. …. Aslında tüm bu 7 günahın çok daha ince temelli bir maddi temeli vardır; hepsi de duygulara , dolayısıyla hormonlara bağlıdır. Maddesel bir reaksiyon zinciri sonucu oluşan Hormonlarımızı kontrol edemediğimiz zaman günah/ kötülük ortaya çıkar. … Uzun lafın kısası maddenin (hormonun) kuklası olmak yerine, maddeyi kontrol etmeyi başarabilirsek bu tarz kötülüğün de önüne geçmiş olabiliriz.
    • Manevi prensipli: Burada ise kötülük somuttan (madeselden) öte soyuttur. Soyut /ruhsal kötülük bir önceki kötülük çeşitlerine göre algılaması ve kavranmasını oldukça zordur, zira gündelik hayatta direkt olarak pek karşılaşmadığımız oldukça sofikstike bir durumdur, ve hatta bu çeşit kötülüğe kötülükten çok “manevi rahatsızlık” demek daha doğru olacaktır (ama Manevi Rahatsızlık diye yazmak çok uzun olduğu için, biz kısaca gene kötülük diyelim) . Dini inanış bakımından Manevi kötülük, Herşeye Kadir Tanrının yönlerinden (aspect) biri yada tamamen bağımsız bir güç olarak saf kötülüktür (bkz. bir aşağıda pozitif kötülük). Entellektüel perspektiften bakar isek, bazı felsefik görüşleri “soyut kötülük” sınıfına sokabiliriz, mesela; nihilizm, absürdizm, varoluşçuluk (existentialism), ateizm veya anarşizm (bir bakıma felsefik)…. yani acı gerçekleri fark etmemizi sağlayarak ve güvenli limanlarımızı (inançlarımızı) yakarak bize rahatsızlık veren bu düşünceler “kötülük” gibi algılanabilir.
  • Bağımlılığa göre olan kötülük;
    • Pozitif; Bu durumda kötülüğün varlığı bağımsızdır. Kötülük saftır ve mutlaktır. Kötülük hiç bir nedene ve koşula bağlı olmadan ortaya çıkabilir. Bu tarz “kötülük” bağımsız/saf/mutlak bir varlık olduğu için, Tanrısal bir yön (aspect) olarak görülür. Tanrısaldan kasıt, Herşeye Kadir Tanrının mutlak kötülüğe de kadir olabilmesi gibi, başka bir bağımsız tanrısal varlık da mutlak bir kötülük olabilir, bkz Zerdüştçülük. Pozitif kötülük, çoğunlukla Manevi/soyut kötülükle benzeşir gibidir. Ama aradaki ana fark, soyut kötülüğün daha çok düşünce/felsefi çıkarımlardan oluştuğu, ama pozitif kötülüğün klasik mantıksal felsefeden çok daha kavranamaz/mutlak/saf bir “şey” olmasıdır.
    • Negatif: Bu durumda ise kötülüğün varlığı (bir tür neden sonuç zincirine) bağımlıdır. Yani basitçe iyiliğin yokluğu kötülüğü ortaya çıkarır, gibi. Bir bakıma bu durumda, iyilik ile kötülük arasında kırılmaz bir ilişki vardır. ışık/gölge gibi…. ve yahut, gündelik hayattaki uygulamasına bakarsak; her kötülük bir neden sonuç ilişkisine dayanır, yani aslında sebepsiz kötülük olmaz. Aslında hayatta çoğunlukla maruz kaldığımız bu negatif kötülüktür.
  • Yapısına göre olan kötülük;
    • Dualistik Kötülük; Bu görüşte iyilik ve kötülük 2 farklı, ayrı, bağımsız güçtür. Birbirini dengelemeden, yada tamamlamadan da var olabilirler. Aslında bu da Pozitif Kötülüğe başka bir perspektiften bakıştır. Gene Zerdüştçülük‘ten örnek verilebilir: iyi (Ahura Mazda) ve kötü (Ehriman) birbiri ile sürekli savaş halinde olan 2 tanrısal güç olsalar bile, aslında tamamen birbirlerinden farklı ve bağımsız güçlerdir.
    • Monolistik kötülük; Bu görüşte ise iyilik ve kötülük aynı gücün 2 kutbu gibidir. Madalyonun 2 yüzü gibi. Hatta bir bakıma birbirini tamamlayan yada dengeleyen bir dinamiktedirler. Taozim’den Yin-Yang buna iyi bir örnektir., yada Tasavvuf‘un yorumlarından biri olarak, “bir şey ancak karşıtı(kutbu) ile bilinir” anlayışı da gösterilebilir. ve elbette, diyalektik…. !

İşte, kötülük çeşitleri (yada perspektifleri) bu şekilde sıralanabiliyor. Aslında görüldüğü gibi, bu bakış açılarından bazıları gündelik hayatta kavrayabildiğimiz kötülükten çok daha başka bir (soyut) kavramı (yani rahatsızlığı) temsil ediyor. O zaman kötülüğün tanımına tekrar bir bakalım.

Zarar verecek davranış yada söz, diye tanımlanır Kötülük. Bu gerçekten gündelik hayatta çokça aşina olduğumuz, kolay kavranan bir kötülüktür. Ama pratikler incelendiğinde, bir şeyin kötülük olması yada bir şeye kötü denmesi için bildiğimiz anlamda “zarar” vermesine bile gerek olmadığı görülebilir. Mesela sanki hiç bir şey yapmadan (zarar vermeden) bile kötü olma durumuna düşebiliriz. Yada başka türlü düşünürsek, bu “zarar verme” eylemi tam olarak nedir ? maddi zararlar elbette basitçe anlaşılabilir, ama ya manevi zararlar tam olarak nedir ? acaba hiç bir şey yapmadığımız, yani sadece var olmakla bile, birine manevi bir zarar (yani aslında sadece rahatsızlık) vererek kötülük etmiş olabilir miyiz ? … Çok karışık gibi mi ? ama zaten “basit” olmadığı için bir türlü bu kötülük problemini çözemiyoruz işte.

Şu kötülüğü daha iyi incelemek için, Rahatsızlık (disturbance)’ın tanımını da irdelemek gerekecektir. Rahatsızlık, sözlükte, Rahatsız olma durumu, tedirginlik, diye tanımlanır. Maddi, manevi, soyut yada somut hemen herşeyden rahatsızlık duyulabilir, bu biraz bünyeden bünyeye değişir. Ayrıca rahatsızlığın bir diğer özelliği zaman ötesi olmasıdır; yani sadece geçmişi yada şimdiyi değil, gelecekte gerçekleşmesi muhtemel zarar yada tehditlere karşı da rahatsızlık duyarız. Ve bundan başka, sadece var olarak bile birine rahatsızlık verilebilir; zira buradaki kıstas nasıl/nerede/ne şekilde var olduğumuzdur… mesela en en basitinden, sadece ve sadece (keza fiziksel olarak) çirkin olduğumuz için başkalarını rahatsız ediyor isek, bu bizim kötülük ettiğimiz anlamına mı gelir ? elbette değil, diyen çoğunlukta olacaktır, ama sonuçta ister istemez birini rahatsız ediyor isek, varsayılan “default” olarak kötü duruma mı düşülür ? gene elbette değil, diyen çoğunlukta olacaktır, ama pratikler pek öyle göstermiyor.

O nedenle, rahatsızlığın bu anlamı ile birlikte yukardaki bakış açılarından en zor kavrananlar, yani soyut/manevi/saf/mutlak türdeki kötülüğe (yani rahatsızlığa) bir mercek tutmaya çalışalım. Bunlar sırası ile; ayırma, girişim, diğeri ve çokluk (çeşitlilik) diye adlandırılır. Açıklamaları ise şöyledir;

Ayırma (seperation, divide, isolate): Çoğu inanışa ve inanana göre Tanrı ilk harmonik birliği yaratmıştır ve dolayısıyla doğa bu harmonik birlik içinde sürmektedir. Ama bu birlik bozulur, keza birlik içinden hizipler kendilerini ayırırsa (kendilerini birlikten izole ederlerse), kötülük ortaya çıkar(mış)…. Bu çok enteresan bir bakış açısıdır, zira şey/kişi sadece ve sadece kendisini diğerlerinden ayırdığı/izole ettiği için diğerlerini rahatsız ediyordur ve kötü görülüyordur. Aslında birinin kendisini başkalarından ayırmasında her hangi bir apaçık zararlı bir durum göremeyiz, en azından maddi anlamda. Ama ya manevi anlamda ? Birinin çok izole yada uzak olması başkalarını neden rahatsız ediyor olabilirdir ki ? Kalpleri mi kırılmıştır ? (belki)… Bu soruların elbette bazı psikolojik ve hatta antropolojik açıklamaları olabilir. Mesela insan sözde “sosyal” bir hayvan olduğundan, hayat mücadelesini işbirliği yaparak geçirmelidir. Ama sözde “sosyal” gruptan birileri kendilerini ortak müşterekten ayrırsa , direkt kötü eylemde bulunmasalar bile, dolaylı anlamda kötü görülmelerine neden olur; zira iş birliğine katılmadıkları gibi, kendilerini ayırarak potansiyel bilinmeyen (tehdit) durumuna gelir … Ayrıca bu “ayrılma” ilk başta manevi anlamda kötü gibi görülsede, zamanla maddi anlamda zarar verecek bir kötülüğün yolunu da açabilir. Örneklendirirsek, bir grup (aşiret, ırk, mezhep, cemaat…vb) kendisini toplumun kalan kesiminden ayırıp (ayrıcalıklı bir konuma koyarak), kaynakları dengesizce tüketmeye başlaması gibi…. Kısacası toplumun refleksleri herkesin bir birlik içinde, ahenkle işbirliği yapmasını bekler ve bu beklenti karşılanmazsa, rahatsızlığını kötülüğe maruz kalmakla bir tutar.

Girişim (Penetration): Gene çoğu inanışa göre Evrende bir ahenk vardır, ve dolayısıyla Evrende/ Doğada herşeyin ait olduğu yeri / konumu vardır. Ama bir “güç/irade/şey/kişi yada kişiler” ait olmadığı bir yere girmeye çalışırsa ve girerse kötülük ortaya çıkar. Halk dilinde buna kısaca “haddini bilmeme” deriz demesine, ama kimsenin pek haddini bilmediğine de şahit oluruz… Ait olmadığı bir yerde olmanın, ilk başta kötüleyebileceğimiz maddi bir zararı yok gibidir, ama manevi ve soyut anlamda oldukça rahatsız edici bulabiliriz. Zira hemen hemen her insanın ortalama bir kompozisyon ve ahenk algısı vardır; yani çevresindeki “manzarada” bir terslik, çıkıntı yada oraya ait olmayan bir şeyi/tuhaflığı içgüdüsel olarak algılayabilir. Mesela düşük profilli birinin kalkıp yüksek bir mevkiye getirilmesi, çoğu kişiye (özellikle yüksek profilli kişilere elbette) uygunsuz ve rahatsız edici gelecektir. Zira işlerin liyakatli dağıtılması gibi, temel ve gayet yerinde bir hakkaniyetli sağ duyumuz vardır. Ama çeşitli nedenlerle (hırs, kayırma…vb) bazı kişilerin hiç olmaması gereken seviye ve mevkilerde görüveririz. Ayrıca ait olmadığı bir yerde olmanın belki kısa vadede olmasa da, orta ve uzun vadede maddi zararlara sebebiyet vermesi oldukça olasıdır. Zira kişiler hak etmeden ve çabalamadan bir yerlere getirilirlerse, kendilerine “hediye” edilen o şeyin gerçek değerini anlayamadıkları için, güç ve sorumluluklarını başkalarına zarar verecek şekilde kullanırlar; yani kötülüğe neden olurlar…. Kısacası girişim, usturupsuz girişimcilik, had bilmeme …vb …. ahenk algımızı rahatsız ettiği ve uzun vadede potansiyel tehdit oluşturabileceği için kötü olarak görülür.

Diğeri (The other): Sizin konumunuz yada tarafınız neresi olursa olsun, kötülük daima diğeridir. Bir bakıma yabancı, bizden olmayan, bizim zıttımız mutlaka kötüdür anlayışı…. Bu da oldukça tanıdık gelecektir. Bu sefer kötü olmak için hiç bir şey yapmaya gerçekten gerek bile yok, sadece var olarak kötü olunabilir, çünkü biz / siz /onlar “diğeriyiz”. Diğeri kötüdür işte, ama neden ? elbette basit bir antropolojik açıklaması var; yabancılar tehlikeli olabilir, temkinli olmakta fayda var !… ama bu temkinli olma olayı çoğu kez abartılabiliyor. Ve yahut, yabancılarla iletişimlerde yanlış anlaşılmalar da oldukça yaygın olduğundan, bir çatışma çıkması oldukça olası oluyor…. Uzun lafın kısası, insan bilmediği şeyden korkarmış. ……

Çokluk (Manifoldness) : Hani derler ya “Nerde çokluk orda b*kluk !”, sanırım böyle bir şey galiba… Diğerlerine göre kavranması en zor soyut kötülük kavramı bir şeyin çoklu, çeşitli, türlü türlü olması olayıdır ! … Gerçi bir bakıma, çokluk iyidir aslında; çok para, çok yemek, çok servet… falan filan…. ama hayatın bizlere sunduğu sonsuz olasılıkların bizlerde yarattığı endişe (hangisini seçmeli ?) ve kontrol eksikliğinden doğan güvensizlik duygusu (ne kadar çoksa kontrol edilmesi o kadar zordur) bizlerde rahatsızlık yaratabilir. Bir şeyin çok olması, aslında başta iyi yada zararsızmış gibi görünen ama sonradan kötü olduğu ortaya çıkan, bir bakıma vadeli kötülük gibidir, diğerleri gibi. Aslında belki hiç kötü de olmaya bilir, ama kötüye dönme olasılığı yüksektir, diğerleri gibi. O nedenle çokluk, içgüdüsel olarak rahatsız edici görülür….

Evet, … Kabala / Kliphoth felsefesine göre ilham aldığım kötülük bakış açıları böyle sıralanabilir. Son söz olarak, gündelik hayatta karşılaştığımız kişisel/maddi/somut sıradan “kötülük” ile soyut/manevi/saf/mutlak “kötülük” arasında gerçekten çok büyük bir fark olduğunu tekrar belirtmek isterim. Elbette ortak yön olarak ikisi de “rahatsız edicidir”, ama asıl sorun şu ki, her rahatsız edici şey mutlaka bildiğimiz anlamda “kötü” olmak zorunda mıdır ?… belki gerekli bir kötülüktür. belki de sadece mıknatısın diğer bir kutbu olarak ne zararı ne yararı olan nötr bir varlık , ve yahut, sadece farklı bir kutup/frekans tutturmuş bir haldir. ….

Ayrıca, diğer ilginç kaynaklar; ilimvetasavvuf.com/, ve Kötülük Problemi ve Teodise Üzerine… Vid1 & Vid2.

Tüm gifler için; earthlymission.com/hand-drawn-3d-gifs

2 thoughts on “Kötülüğün Doğası !?

  1. Pingback: Kabbalah ve Kliffoth – Renkli Şeyler

  2. Pingback: Neden “Kötü” Olmamalıyız ? – Renkli Şeyler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s