Asimov – Vakıf

Şu sıralar bilim kurguya bayağı sardım. Hazır sarmışken de, bilim kurgu klasikleri hakkında inceleme ve hafif hikaye özetlerini ortama katayım dedim. Bu doğrultuda, önce Isaac Asimov‘un Vakıf serisinden başlıyorum. Daha sonra Dune evreni gibi diğer alemlere de akmaya başlayabiliriz.

Öncelikle Asimov ismi, en bilim kurgudan uzak kişilere dahi, tanıdık gelecektir sanırım. Bilim kurgunun sayılı kült yazarlarından olan Asimov daha çok robot’lar hakkında olan kitapları ve o ünlü robot yasaları ile tanınmaktadır. Ama onun robot serisiyle bağlantılı olup çok daha galaktik ölçüde olan Vakıf (The Foundation) Serisi de vardır ki, gerçek anlamda ufkunuzu açacak ölçüdedir.

Ne yazık ki, Asimov’un kitaplarının Türkçe basımları nedense sorunlu olmuştur. Keza robot serisinin telif hakları (sanırım) Tübitak yayın evindeyken, Robot serisiyle oldukça bağlantılı , hatta bir bakıma devamı niteliğinde olan Vakıf serisinin telif hakkı, başka yayın evlerindedir (Sanırım biri ithaki yayın eviydi; ithaki/vakif-dizisi), ve nedense bu kitapların Türkçe çevirilerini piyasada bulmak imkansız gibi bir şeydir; Duyumlara göre telif hakkı sorunları yüzünden yeniden basım yapılamıyormuş. Bu telif hakkı sıkıntısı ve karmaşıklığı, kitapların layıkıyla ilgilenen okuyucuya ulaşmasını engellemekten başka bir işe yaramadığından, bende kitapları İngilizcesinden okumak zorunda kaldım (yeri gelmişken, Asimov’un kitaplarını google’dan aratırsanız, ingilizcelerini bulabilirsiniz). Elbette orjinalinden okumak daha makbuldür denebilir ama, çeşke bu muazzam aleme, iyi bir çeviri ve kaliteli bir seri koleksyonu ile kendi ana dilimden okusaydım. Ama yapacak bir şey yok; deveye neren doğru ki diyip, biz asıl konumuza dalalım.

Öncelikle, 1966’da ki Hugo edebiyat ödüllerinde, tüm zamanların en iyi dizisi seçilen, Asimov‘un Vakıf Serisi hakkında “bulletler” şu şekilde sıralanabilir;

  • Dizi ilk olarak, 1942-1950 yılları arası Astounding Magazin‘de 9 kısa hikayeler şeklinde yayınlanmaya başlamış. Daha sonra bu 9 kısa hikaye, Vakıf Üçlemesi denilen 3 kitapta (Vakıf (1951), Vakıf ve İmparatorluk (1953) ve İkinci Vakıf (1954)) derlenip piyasaya sürülür.
  • Asimov’un dediğine göre, Vakıf serisini yaratırken, Edward Gibbonun Roma İmparatorluğunun gerileyişi ve Çöküşünün Tarihi (History of the Decline and Fall of the Roman Empire) adlı eserinden ilham almıştır.
  • Vakıf Serisinin geçtiği ortam, bir tür “İnsan Galaksi”‘dir (A Human Galaxi). Yani çok uzak bir gelecekte insanlık bir şekilde, hemen hemen tüm Samanyolu galaksisine yayılır, ama bir şekilde Galaksimizde İnsan’dan başka tek bir akıllı yaşam türü daha yoktur. Bir bakıma, bugün gezegenimizdeki tek “akıllı” canlı türü nasıl biz isek, (belki tamamen olmasa da) tüm gezegene büyük ölçüde hakimiyet kurduysak ve Dünya’ya küresel anlamda nasıl yayıldıysak; uzak bir gelecekte de İnsanlık, Samanyolu galaksisine de öyle yayılacaktır.
  • İnsanoğlu, Samanyolu Galaksisine yayılırken ve Galaksi içinde yıldızlar arası yolculuk yaparken hyperspatial sıçrama denen bir “kurgusal” seyahat yöntemi kullanmaktadır. Bu yöntem sayesinde, ışık hızının ve göreliğin kısıtlamalarına falan takılmadan, tam anlamıyla senkronize zamanlı (yani zamanda kayma olmadan) bir uzay seyahati gerçekleşebiliyordur. Hyperspatial sıçrama, en basit tabirle, boyutlar arası solucan deliği sıçraması gibi tanımlanabilir.
  • Vakıf Serisi boyunca geçen konuşma ve imalardan anladığımız kadarıyla, insanlık, doğduğu gezegen olan Dünya‘dan tüm galaksiye yayıldıkça, zamanla kendi öz gezegenini unutmuş, ve Dünya gezegeninin varlığı mitlerde kalmıştır.
  • İnsanlık, kendi öz doğum gezegeni olan Dünya‘yı unutup, Saman yolu galaksisindeki binlerce gezegene iyice yayılmaya başladıkça, Büyük Roma İmparatorluğuna benzer bir İmparatorluk kurulur. Bu imparatorluk, galaksinin görece merkezine yakın olan Trantor adlı gezegeni İmparatorluğun Baş gezegeni (başkent gibi) yaparak, 12 Bin yıl boyunca tüm SamanYolu galaksisine hükmeder. 12 Bin yılın sonunda İmparatorluk artık gerileme emareleri göstermeye başlamıştır.
  • Vakıf Serisi, kronolojik olarak, İmparatorluğun bu 12 bin yılın sonundaki gerileme zamanlarında başlar.
  • Serinin kilit karakterlerinden Hari Seldon adında bir matematikçi, psiko-tarih adında “sözde” geleceği tahmin edebilen bir algoritma geliştirir. Seldon’a göre, Şu an ki imparatorluğun çöküşü önlenemez, ama çöküşten sonra yaşanması öngörülen 30 Bin yıllık karanlık çağ, psiko-tarih sayesinde sadece Bin yıla kısaltılıp, akabinde yeni bir imparatorluğun kurulması sağlanabilir. Bu doğrultuda Seldon, ölmeden önce, bilim adamı ve aydınlardan oluşan ve adını Vakıf koyduğu bir Bilim topluluğu kurar. Bu Vakıf, Galaksinin uzak bir köşesine sürülür, ve Bin yıl sonra kurulması ön görülen yeni İmparatorluk için çalışmaya başlarlar.
  • Robot ve İmparatorluk serilerine göndermeler dolu olan, ve 3 ana bölümden oluşup toplam 7 kitapta derlenen (2+3+2 şeklinde) Vakıf serisinin yazılması, Asimov’un yaşamının yaklaşık ~40 yıllık dönemine yayılmıştır.
  • 7 kitap’tan oluşan Orjinal serinin kitaplaşması, 1951’de başlar, ve serinin ilk üçlemesi olan Vakıf (1951), Vakıf ve İmparatorluk (1953) ve İkinci Vakıf (1954) kitapları yayınlanır. Vakıf üçlemesi olarak da anılan bu 3 kitapta, Vakın’ın kuruluşundan itibaren yaklaşık 400 sene boyunca Vakfın maruz kaldığı çeşitli krizler ve o krizlerle zekice başa çıkılması anlatılır.
  • Yaklaşık 30 yıllık aradan sonra, Vakıf üçlemesinin devam niteliğinde olan Vakfın Sınırı (1982) ve Vakıf ve Dünya (1986) kitapları yayınlanır. Tek bir macera olarak da düşünülebilen bu iki kitapta, ilk üçlemenin çizgisinden oldukça saparak, Vakfın kuruluşundan 500 sene sonra yaşamış Golan Trevize adlı bir Vakıf üyesinin kayıp Dünya Gezegenini arayış serüveni anlatılır.
  • Asimov, Vakıf serisi hakkında devam kitapları yazmak istese de, sanırım bir çıkmaza girer, ilham gelemez, ve sonunda Hari Seldon’un 33 yaşından itibaren olan hayatını anlatan, Vakıf Öncesi (1988) ve Vakıf İleri (1993)  kitaplarını yazar. * Kendisi 1992 yılında vefat eder, ama son kitabın yayınlanması ölümünden hemen sonra olur.
  • Velhasılıkelam, Asimov, Vakıf serisinde temel olarak, Vakıf’ın kuruluşundan itibaren 500 sene boyunca Vakıf’ın başından geçen çeşitli olayları anlatsa da, hikayenin nihai sonuna, amacına (Yani Bin yıl sonra kurulacak yeni İmparatorluğa) asla varılmaz. Destan ucu, imalarla birlikte, açık bırakılmıştır.
  • Genede, başka yazarlar tarafından kaleme alınan, ve Vakıf’ın çeşitli süreçlerini anlatan İkinci Bir Vakıf üçlemesi daha 90’larda yayınlanır; Gregory Benford’dan Vakfın Korkusu (1993), Greg Bear’dan Vakıf ve Kaos (1998), ve David Brin’den Vakfın Zaferi (1999)

Seri çok özetle ve spoiler vermeden yukardaki gibi anlatılabilir. Daha ayrıntılı ve spoiler‘lı bir rehber-incelemeyi ise aşağıda verdim. İsteyen direk devam edebilir, yada bu kısma önce kitapları okuduktan sonrada devam edebilirler. Karar sizin !!! … Aşağıda ki bu inceleme yazısı, hikaye bütünlüğü bakımından, kronolojik sırada olacaktır. Vakıf evreninde Vakfın Kurucusu olan Hari Seldon‘un ölümü milat olarak kabul edilir, bu referansa göre olan tarihler mavi renkle gösterilecektir. Yani ;

(-46) Vakıf Öncesi (Prelude to Foundation1988) ; 33 yaşında Hari Seldon adında yeni yetme bir matematikçi, psikotarih adını verdiği bir tür algoritma ile geleceği teorik olarak ön görebileceğini bahseden bir makale yazar. Makalesi elbette hemen İmparatorlukta ki çeşitli güçler tarafından ilgi görür, ve kendisi başkent, pardon BaşGezegen Trantor‘a çağrılır. Bir taşra gezegeni sayılan Helikon’lu Seldon’un masif gezegen Trantor’a alışma süreci biraz zorlu olacaktır. Ama neyse ki, Chetter Hummin, adında bir gazeteci ona yardım ve rehberlik etmeye başlar, ve müstakbel karısı olacak Dors Venabili adında bir akademisyen tarihçiyle tanışmasına vesile olur. Seldon her ne kadar, kendi teorisinin pratik anlamda işe yaramaz olduğunda ısrar etse de, Hummin’e göre İmparatorluk çoktan çöküş sürecine girmiştir, ve insanlığın tek umudu Seldon’ın teorisi olan psiko-tarihtir. Bu doğrultuda Hummin, İmparatorun Baş Veziri (yada Başbakanı) “şeytani” Eto Demerzel‘in de Psiko-tarihin peşinde olduğuna ikna ederek, Seldon’u koruması Venabili ile birlikte firara ve psiko-tarihi uygulanabilir yapmak için beyin fırtınasına zorlar. Seldon, dövüş sanatlarında şüpheli bir şekilde usta Venabili ile birlikte Trantor’da 4 dolanır, köşe kapmaca oynar, ve varlıkları mitlere dayanan, Dünya ve Rabotlar hakkında ilginç şeyler öğrenir. En sonunda Seldon, bir çok iç içe kültür barındıran Trantor’un, teorisinin pratik olarak uygulanabilecek bir deney ortamı olabileceğini düşünür, ve Psiko-tarihi pratik anlamda geliştirmeye karar verir. Ama asıl final bununla kalmaz; Zira ona başında beri yardım eden, tabiri caizse, habire hızır gibi yetişip kurtaran Chetter Hummin, aslında Baş Vezir Eto Demerzel‘in ta kendisidir. ve Ayrıca Hummin ve Dermerzel kılığına giren bu kişi gerçekte R. Daneel Olivawdan başkası değildir (R burada Robot’un kısaltılmışıdır). Kısacası finalde Olivaw, Seldon’a aslında Robot olduğunu, ve robotların “sıfırıncı” kanunu dolayısıyla, insanlığı kurtarmak için, psiko-tarihin mutlaka geliştirilmesi gerektiğini anlatır. Robotiğin diğer kanunlarını hatırlarsak;

  1. bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz,
  2. bir robot 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
  3. bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendinin zarar görmesine izin veremez.

Olivaw’a göre robotiğin sıfırıncı kanunu en kırılmaz kanundur, ve aslında yukarıda sayılan 3 kanun, sıfırıncı kanunla çelişmediği taktirde uygulanabilirdir. … Romanın sonunda Seldon, kılık değiştirmiş başka robotlar olabileceğine dair şüphe duymaya başlar, ve bu tema doğrultusunda sıradaki kitaba geçeriz.

(-38 ile -8) Vakıf İleri (Forward the Foundation, 1993); İlk kitapta anlatılan maceradan 8 sene sonra başlayan bu romanın her bölümü ~10 senelik aralıklarla ilerler ve her bölümde Seldon, değer verdiği birini kaybeder (Açıkçası serinin en hüzünlü romanıdır; Sonuçta Asimov’un ölmeden önceki son kitabıdır). Kitap genel olarak, Seldon’nun psiko-tarih’i ve Vakıf oluşumunu geliştirme süreci , rakiplerine karşı olan mücadelesi anlatılır.

  • Eto Demerzel‘li Bölüm’de, kendisinin bir Robot olduğuna dair söylentileri savuşturan Dermerzel (yani bizim robot Olivaw), sonunda 40 yaşlarında gelmiş Seldon’a vedasını edip ortadan kaybolacaktır (ve Vakıf ve Dünya kitabına kadar bir daha haber almayız)
  • İmparator Cleon I‘li Bölümde, Dermerzel’den boşalan koltuğa Seldon geçer, ve Dermezel’i aratmayacak şekilde başarılı bir baş vezir olur. Ama 10 sene sonra İmparator Cleon I’in pisi pisine öldürülmesi üzerine koltuğunu kaybeder.
  • Dors Venabili‘li Bölümde, Seldon’un hiç yaşlanmayan karısı Venabili, Seldon’a düzenlenen suikastı önlemeye çalışırken kendini feda ederek ölür. Öldüğü sırada onunda aslında kılık değiştirmiş bir robot olduğu ortaya çıkar. Böylece hiç yaşlanmaması, ve üstün dövüş yetenekleri açıklanmış olur.
  • Wanda Seldon‘lu Bölümde, Seldon artık 70 yaşlarına gelmiştir ve çok yaşlanmıştır. Karısı, bütün dostları ve hatta evlatlık oğlu ölmüştür. Geriye bir tek evlatlık oğlunun psişik güçleri olan kızı, yani torunu Wanda kalmıştır. Ölmeden evvel psiko-tarih’i iyice geliştirip Vakfın kuruluşu ile ilgili son düzenlemeleri yapmaya çalışan Seldon, Wanda’nın yardımı ile psişik güçleri olan diğer kişileri toplar. Ve böylelikle birbirinden ayrı olarak sürdürülmesi düşünülen 2 ayrı Vakıf Kurmaya karar verir. İlk Vakıf geleneksel bilim adamlarından oluşan fiziksel bilimlerde ilerleyecek bir vakıftır, ikinci vakıf ise psişik-mental yetenekli bireylerden oluşan saklı bir vakıf olacaktır.

Seldon’un ayrı yetenekleri olan 2 ayrı Vakıf kurmasının nedeni, bir vakıf başaramazsa, diğer vakıfın yardıma yetişmesi yada plana devam edebilmesidir. Yalnız zamanla bu 2 vakıf, Seldon’un asıl planından saparak, birbiriyle rekabete başlayacaktır.

Bu arada ek not; ilerleyen maceralarda sıkça ima edileceği üzere Seldon’un ömrünün son zamanlarında geliştirdiği psiko-tarih‘in temelini oluşturan “Asal Radyant” algoritması aslında tam olarak öyle geleceği gören kehanette bulunan bir şey değil, ve aşağıdaki aksiyomları sağlamadığı sürece pratik anlamda işe yaramazdır. Bu aksiyomlar;

  • Psiko-Tarihin uygulanacağı nüfus muazzam derecede büyük-kalabalık olmalıdır; Yani aslında bir bakıma “sürü” ne kadar kalabalıksa, tahmin edilmesi o kadar kolaydır. Aynı mantıkla psiko-tarih, bireysel çıkışları asla öngöremez. O nedenle ilerde karşılaşacağımız, Katır (The Mule) gibi bir rakip karşısında tüm Vakıf neredeyse yok olma eşiğine gelecektir.
  • Psiko-Tarihin uygulanacağı kitle, psiko-tarihin uygulama süreci ve potansiyel sonuçlarından habersiz olmalıdır; Hani hatırlayın, Matrix filminde ki kahin, Neo’ya vazo için üzülme dedikten sonra, Neo hangi vazo diye döndüğünde Vazoyu kırılıyordu. Yani aslında bir tür kendi kendini gerçekleştiren kehanet paradoksuna takılmamak, ve “sürüyü” etkileyecek ekstra bir değişken katmamak için, psiko-tarihin uygulama süreci olabildiğince gizemli tutulmalıdır.
  • İnsan, Samanyolu galaksisindeki tek akıllı yaşam formudur; Aslında bu orjinal aksiyom olmasa da, dolaylı olarak psiko-tarihin dayandığı bir tespittir. Psiko-tarih, sadece insan doğasının ortaya çıkardığı bir “insan sürüsünün” hareketlerini tahmin edebilir.

Psiko-Tarih 101 dersimiz yukardaki şekilde özetlenebilir. Yani, Psiko-tarih ancak yukardaki aksiyomlar sağladığı ölçüde pratik anlamda uygulanabilir, ve “sürünün” hareketlerini tahmin edebilir. Ve aslında bu tahmin süreci büyük oranda matematiksel istatistiklere dayansa da, psiko-tarihin asıl gücü, “sürüye” olabildiğince az hareket imkanı verip, seçeneklerinin yapay olarak azaltarak, “sürünün” gelecekte başına gelecekleri daha kolay tahmin edebilmektir. Yani belli ölçüde, yapay bir manipülasyon vardır, ve bu manipülasyonu yapanın gerçekte kim olduğu, kronolojinin son macerasına kadar gizemli kalır.

İşte şimdi ilk orjinal üçlemeye gelelim. Bu üçleme yekpare romandan çok, 3 kitapta derlenen 9 kısa hikayeden oluşmaktadır. Hikayeler, yayınlandıkları kitap ve kronolojik sırada şöyledir ;

retro

(-1 , 195) Vakıf ( Foundation1951) ; Yaklaşık 200 seneyi kapsayan bu romanda, Seldon’un ölmeden evvelki son senesinden başlayarak, Vakfın bir bilim organizasyonundan bir tür kapitalist-emperyalist sisteme evrileceği döneme kadar geçen süreçler anlatılır. Bölümler ise şöyledir;

(1) Psiko-Tarihçiler; Hikaye, Seldon‘ın ölmeden önceki son bir senesini anlatır. Seldon, kendisinden sonra “Fiziksel” Vakıf’a sahip çıkması için, yetenekli ama taşralı bir matematikçi olan Gaal Dornick‘i tutar. Seldon, Dornick‘e bir kaç yüz yıl sonra şu anki İmparatorluğun tamamen yıkılacağını ve akabinde yaklaşık 30 bin yıllık bir karanlık devir yaşanacağını; lakin psiko-tarih süreci, yani kendi Seldon Planı uygulanırsa, bu 30 bin yıllık karanlık çağın sadece bin yıla kısaltılabileceğini söyler. Seldon’a göre yaşanılacak karanlık çağ boyunca Vakıf adını verdikleri bir tür bilim kuruluşu kurarak, Bin yıl sonra kurulacak yeni imparatorluk için, (Galaktik bir ansiklopedi hazırlamak …vb gibi,) hazırlık yapılmalıdır. Bunları duyan naif matematikçi Dornick hemen görevi kabul eder, ve Vakıf’ın kuruluşunda yer alır. Bu arada, Seldon’un felaket tellallığı yapması İmparatordaki yüksek mercilerin giderek sinirine dokunmaktadır. Sonunda onu ve tüm Vakıf üyelerini, çok uzakta ki Terminus gezegenine sürerler. Ayrıca bu son zamanlarında Seldon, gelecekteki Vakıf üyelerine psiko-tarih kehanetlerinde bulunacağı holo-vizyonlarını (hologram videoları) kaydeder; ve bunların “tahmin edilen” krizlerin hemen arifesinde yayınlanacak şekilde ayarlar.

(2) Ansiklopedyacılar; Vakfın kuruluşundan 50 sene geçmiştir. Vakıf bir tür bilim organizasyonu olarak, Terminus‘ta  huzur içinde yaşamaya çalışır; ve barındırdığı bilim adamları sayesinde çevre gezegenlerde olmayan teknolojik altyapılara sahip olurlar (Keza civardaki tek nükleer güç kendileridir.). Ama İmparatorluk zayıfladıkça, çevredeki gezegenler krallıklarını ilan ederek, güç savaşlarını başlatır. Bir tür Feodal güç savaşı ortasında kalan Vakıf, bu çakma krallıkların şamar oğlanı durumuna düşmek üzeredir. Ama Terminus Gezegeninin ilk Başkanı 33 yaşımda ki Genç Salvor Hardin, kıvrak bir diplomasi kullanarak bu durumdan kurtulunabileceğini iddaa eder; amma ve lakin dönemin bilim  kurulu, Seldon’un zamanlanmış Holovizyonunu görmeden karar vermek istemez. Sonuçta Holovizyonu seyrettiklerinde, Seldon’nun inanılmaz bir şekilde olacakları öngürdüğü ve durumdan sıyrılmak için Salvor Hardin’nin dediği şekilde davranmak gerektiği ortaya çıkar. Bu olaydan sonra Hardin’in itibarı artar ve ölene kadar Başkanlık yapar.

(3) Başkanlar; Seldon’ın öngürdüğü ilk “Seldon Krizi” atlatıldıktan 30 sene sonra, başka bir “Seldon Krizi” daha 63 yaşına dayanan Salvor Hardin’i bulur. Son 30 senede Vakıf kuruluşunun itibarı, elinde tuttuğu bilim ve teknoloji tekeli sayesinde sarsılmaz bir noktaya gelir, ve Vakıf’ın kendisi ve bilim adamları çevre halk tarafından sanki bir kült, hatta dini bir doktrin gibi görülmeye başlanır. Yalnız çevre krallıklardan biri yerinde duramaz, ve daha fazla güç için Vakıf’ı yok edecek direk bir saldırı planlar. Ama neyse ki, İhtiyar kurt Hardin, gene kıvrak zekası, diplomasi yeteneği ve Vakıf Kurumunun james Bond vari küçük oyuncakları sayesinde durumdan hasarsız ve prestijle çıkmasını bilecektir. Not; bu arada Hardin, kıvrak zekası kadar aforizmaları ile de ünlü bir karakterdir. en iyi aforizmaları ise;

  • “Şiddet, beceriksiz kişilerin son sığınağıdır.”
  • “Atom silahı etkili bir silahtır, ama her iki yöne de doğrultulabilir.”
  • “Zeki biri olarak tanınmak avantajlıdır.”
  • “Başarı için, sadece planlama yapmak yeterli olmaz; doğaçlama da gereklidir.”
  • “Herşey doğru olmak zorunda değildir; ama öyleymiş gibi görünmelidir.”
  • “Ahlak duygusunun, doğru olanı yapmanı engellemesine izin verme.”

(4) Tüccarlar; Seldon’un ölümünden 135 yıl sonra, Vakıf’ın itibarı ve gücü gittikçe artar, ve çevre gezegenlere teknoloji satıp, herkesi Vakıf’ın teknolojisine bağımlı kılmak için, etrafa ajan tüccarlar göndermeye başlar. Bu ajan tüccarlardan biride Linmar Ponyets‘dur. Ponyets’e, ileri teknolojinin kullanılması yasak olan Askone gezegeninde tutsak edilmiş bir Vakıf Ajanını kurtarması görevi verilir. Askone gezegenindekiler, Vakıf’a bağımlı ve onun sömürgesi olmamak için, özelikle onların teknolojilerini kullanmak istemiyorlardır. Zira Vakıf ürünlerini kullanmaya başlarlarsa, ürünlerin bakım ve yenilenmesi durumunda hep Vakıf teknisyenlerine muhtaç kalacak ve sonunda Vakıf’ın kölesi olup çıkacaklarını düşünmektedirler. Ponyets, çok zorlu olduğunu bildiği halde, ve tutsak tutulan dostunu kurtarmak için, Askone halkını teknoloji transferi için ikna etmeyi çalışır. Ve bunu yaparken de Askone halkının açgözlülüğünden faydalanmak gibi kurnaz yöntemlere başvurmaktan çekinmez.

(5) Tüccar Prensler; Seldon’un ölümünden yaklaşık 155 yıl sonra, Vakfın yapısı artık gittikçe metamorfoz geçirir, bilim ekseninden ticaret eksenine kayılır; ve son yıllardaki ajan tüccarların faliyetleri sayesinde, Usta tüccarların prestiji büyük ölçüde artar. Ticaret ve diplomasinin gücüyle diğer gezegenler büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır, ama  Buna rağmen hala direnç vardır ve Vakıf’ın 3 gemisi Korell gezegeni civarında kayboluverecektir. Halkla ilişkilerde uzman, Kıdemli Serbest (freelance) Tüccarlardan olan Hober Mallow‘a, kayıp gemileri ve Korell’in teknoloji yeteneklerini araştırması görevi verilir. Vakıf’daki ileri gelenlere göre yeni bir “Seldon Krizi” kapıdadır, ve nükleer bir savaş çıkmasından korkulmaktadır… Mallow, büyük bir görev bilinci ile gemisi Uzak Yıldız (Far Star)‘a atlayarak işe koyulur. Yalnız, görev boyunca bir çok sinsi tuzakla karşılaşacaktır. Tüm bu tuzaklardan başarıyla sıyrılmayı başaran Mellow, sonunda görevini başarıyla tamamlayarak, Terminus’a bir kahraman gibi döner, ve sonunda Terminus’ta ki tüm rakiplerini elemine ederek seçimlerle, Vakfın yeni başkanı olur. Mallow gibi birinin başkan olmasıyla, Vakıf tam anlamıyla emperyalist bir havaya bürünür.

Üçlemenin ilk kitabının sonunda, anlaşılır ki, Seldon ölümünden yaklaşık 200 sene boyunca olabilecek tüm krizleri neredeyse hatasız tahmin edebilmiştir. Bu da psiko-tarih’i insanların gözünde daha çok efsaneleştirecek ve hatta tabuulaştıracaktır. Ayrıca son Kahramanımız olan Tüccar prens Hober Mallow‘un oldukça aktif bir playboy olduğu ve bir çok gayri-meşru çocuğu olabileceği ima edilmesiyle; ilerki maceralarda ki bir çok kahramanın Mallow’un soyundan geldiği hakkında spekülasyon yapılmaktadır. Sırası geldikçe hangi kahramanın Mallow kökenli olduğunu belirteceğim.

(195-310) Vakıf ve İmparatorluk (Foundation and Empire, 1953) ; Farklı zamanlarda geçen 2 farklı hikayeden oluşan bu romanda, Vakıf’ın, biri eski diğeri yeni İmparatorlukla olan çatışması konu edilir.

(6) General; Seldon’un ölümünden yaklaşık 195 yıl sonra, İmparatorluk çöküş sürecinde olsa da, hala galaksinin merkez kısımlarında gücünü büyük ölçüde korumaktadır. İmparatorluğun güçlü generallerinden olan Bel Riose, Vakıf’ın yükselen gücünü fark eder, ve avantajını korumak için Vakıf’a büyük bir saldırı düzenlemeye karar verir. O sırada ise, kılık değiştirmiş bir Vakıf ajanı olan Lathan Devers ve eski bir siyasi kaçak olan Ducem Barr, bir şekilde General’in eline düşmüştür. Generalin hırsına şahit olan bu ikili, Vakıf’ı kurtarmak adına, BaşGezegen Trantor’a kaçarak İmparator Cleon II‘ye olanları anlatmak isterler. Amma ve lakin bir türlü imparatora ulaşamazlar , fakat onların zahmetine gerek kalmadan, İmparator kendiliğinden Bel Riose‘i tutuklatıp idam ettirir. Vakıf’daki psiko-tarih uzamanları bunu, imparatorluk içinde dönen güç ve prestij savaşlarına yorarlar; Zira İmparator, etrafta kendisinden daha çok popüler olan bir general istemiyordur. NOT; Hikayedeki imparator ve general karakteri ve aralarında geçen olaylar, Roma tarihindeki imparator  Justinian I ve generali Belisarius‘a dayanmaktadır.

(7) Katır; Önceki maceradan 100 sene, Seldon’ın ölümünden yaklaşık 310 sene sonra, kendisine Katır diyen biri, Vakıf’ın tüm filosunu ve gezegenlerini gizemli bir şekilde ele geçirmeye başlar. Tamamen bireysel bir güç olan Katır, Seldon’ın planında öngörülemiyordur. Çaresiz kalan “Fiziksel” Vakıf, son çare olaraktan kurtuluş için Seldon’un önceki holo-vizyonlarında ima ettiği İkinci Vakıf’ı aramaya koyulurlar. Bu arayışa katılanlar ise, Mellow‘un gayri meşru soyundan gelen ve bağımsız bir ticaret birliğinden olan Bayta Darell ve Kocası Toran, Vakıf üyesi bir psikolog olan Ebling Mis ve Katır’ın eski soytarısı olup, sözde onun zorbalığından kaçıp, şans eseri gruba katılan Magnifico‘dur. Grup, İkinci Vakıf hakkında bilgi edinebilmek için eski baş gezegen Trantor’un kütüphanesine bakmaya karar verirler…. Ayrıca psikolog Ebling Mis, Katır’ın asıl gücünün duyguları manipüle eden psişik bir mutasyondan kaynaklandığına dair isabetli bir tahminde bulunacaktır. Mis’e göre Katır, insanların duygularını değiştirerek, kendisine saygı ve sevgi duyulmasını sağlar, ve böylelikle herşeyi ele geçirebilir. … eninde sonuna Mis, Trantor’un kütüphanesinden İkinci Vakıf’ın yerini öğrenir ama tam bunu diğerlerine söylemek üzere iken, Bayta tarafından süpriz bir şekilde öldürülecektir. Bayta’nın böyle bir aksiyon gerçekleştirmesinin sebebi ise, 2. Vakıf’ın yerinin Katır tarafından öğrenilmesini engellemek adına, sözde Katır’ın zorbalığından kaçtığını iddaa eden Magnifico’dan şüphelenmesidir; zira insanların duygularını manipüle eden Katır, nasıl olurda Magnifico’nun duygularını değiştirememiş, ve soytarısının kaçmasına göz yummuştur. Bunun Tek açıklaması, Magnifico’nun, Katır’ın ta kendisini olduğudur. Bunun üzerine, Magnifico, aslında Katır olduğunu, ve 1. Vakıf ardından 2. Vakıf’ıda ele geçirerek, yeni bir imparatorluk kurmak istediğini itiraf eder. Fakat, Katır’ın kurmak istediği bu İmparatorluk, Seldon Planında öngörülmeyen, hiç hesapta olmayan, hatta hesap bozan bir imparatorluktur.

Hikayenin sonunda Katır, aciz Magnifico kılığında iken bile Bayta ve kocası tarafında kollanıp sevildiği için, onlara bir şey yapmadan Trantor’da bırakıp, yeni İmparatorluğun başına geçer, ve 2. Vakıf arayışını sürdürür. Katır’ın hükümdarlığı süresince Vakıf ve Seldon planı sekteye uğrar ve nerdeyse yok olma noktasına gelir. Rövanş maçı ise sonraki kitapta anlatılmıştır.

(315-377) İkinci Vakıf (Second Foundation, 1954); Gene farklı zamanlarda geçen 2 farklı hikayeden oluşan bu romanda, Vakıf’ın geçen hikayede çıkış yapan Katır’dan revanşı alması ve İkinci Vakıf’ın artık sahneye aktif bir şekilde katılması anlatılmaktadır.

(8) Katır’ın Arayışı; Önceki maceradan 5, Seldon’ın ölümünden yaklaşık 315 sene sonra, Katır büyük bir hırsla Birinci Vakıf’ı ele geçirdikten sonra gizemli 2. Vakıf’ın peşine düşer. Ama 2. Vakıf’ın nerede olduğu hala büyük bir sırdır. Katır, 2. Vakıf’ın yerinin bulunması için, 1. Vakıf’ın eski askerlerinden (Ama şimdi Katır’a çalışan) General Han Pritcher ve zekası ile Katır’ı etkilemiş bir genç olan Bail Channis‘i görevlendirir. Her ne kadar Han Pritcher, bu görevin lüzumsuz olduğuna ve  2. Vakıf’ın gerçekte var olmadığına inansa da, Bail Channis kendi iç güdülerine güvenerek 2. Vakıf’ın yerini bulabileceğine inanmaktadır. Gerçekten de Channis, Seldon’un holovizyonlarında verdiği ip uçları ile 2. Vakıf’ın galaksinin diğer ucunda olduğunu, ve bu tanıma da Galaksinin ıssız bir yerinde bulunun Tazenda gezegeninin uyduğunu keşfeder. Böylelikle derhal Han Pritcher ile bölgeye gidip, araştırmaya başlarlar. Bu arada, Katır ‘da gizlice onları izlemekte ve duruma el koymak için uygun anı kollamaktadır. Sonunda Katır ortaya çıkar ve, 2. Vakıf’ın yerini inanılmaz bir şansla bulan Bail Channis’in aslında 2. Vakıf’ın ajanı olduğunu ileri sürer. Gerçektende Channis aslında 2. Vakıf’ın bir ajanıdır, ve Katır’ı kandırması için görevlendirilmiştir. Channis psişik güçleri ile Katır’a direnmeye çalışsada, Katır ondan daha güçlü bir psişik olduğu için bir şey yapamaz. En sonunda Katır’la olan bu psişik savaşa 2. Vakıf’ın en güçlü psişiklerinden “Birinci sözcü” de dahil olur, ve Katır’ın bir anlık boşluğundan yararlanarak, 2. Vakıf’ın var olmadığı ve geldiği yere geri dönüp ölene kadar fetih yapmamasına dair, onun beynini yıkar. Böylelikle Katır, 2. Vakıf’ın olmadığına “ikna” olduktan sonra, imparatorluğunun başına geçer ve ölene kadar hiç bir şey yapmadan hükümdarlık yapar.

Bu olaydan, 5 sene sonra Katır öldükten sonra ise, 1. Vakıf tekrar statüsüne geri döner ve kaldığı yerden Seldon Planını sürdürür. 2. Vakıf ise hala kendisini sır gibi saklayıp olaylara gizlice müdehale etmeyi sürdürecektir.

(9) Vakıf’ın Arayışı; Önceki Maceradan 50, Seldon’ın ölümünden yaklaşık 376 sene sonra, Fiziksel bilimde büyük aşamalar kaydetmiş olan 1. Vakıf, artık Katır travmasında aldığı yararları iyice iyileştirmiş ve yoluna devam ediyordur. Ama hala Katır’ın nasıl yenildiği ve 2. Vakıf’ın var olup olmadığı huzursuz edici bir soru olarak kalmaktadır. Ellerinde ki tek ip ucu ise, Seldon’nun holovizyonda bahsettiği gibi; 2. Vakıf’ın “Galaksinin diğer ucunda” olmasıdır. Sonunda, eski maceralardan Barel Darell’in torunu olan Arkady Darell (yani Mellow‘un soyundan başka biri) adında bir ergen kızımız, 2. Vakıf’ı bulmak adına çılgınca bir maceraya atılır. Macerası boyunca arayışını yaparken, aslında 2. Vakıf’tan ajanların kılık değiştirerek, kilit noktalardaki pozisyonlardan insanları psişik olarak kontrol ettiğini fark eder. Böylelikle 1. Vakıf, kimlerin kılık değiştirmiş 2. Vakıf ajanı olduğunu anlamak için, çalıştırıldığında psişik yetenekli kişilerde büyük acıya neden olan bir makine yaparlar. Bu makine sayesinde toplam 50 tane 2. Vakıf ajanı tespit edip yakalanır, ve “etkisiz” hale getirilir. 1. Vakıf sonunda, 2. Vakıf’ın kökünü kazıdığını zannediyordur, lakin aslında tüm bunlar 2. Vakıf’ın dikkatleri kendi üzerinden uzaklaştırmak için tasarladığı bir tezgahtır. Macerası sırasında Arkady Darell‘e basit bir Trantorlu çiftçi (İmparatorluk yıkıldıktan sonra Baş Gezegen Trantor, yoksulaşıp alibabanın çiftliğine döner) olarak görülen 2. Vakıf’ın Birinci Sözcüsü, başından beri herkesi manipüle ederek ve bu uğurda 50 ajanını feda etme pahasına, 2. Vakıf sırrının saklanmasını sağlıyordur. Bu Maceranın en sonunda, Arkady Darell ailesinin yanına döner, ama hala gizli 2. vakıf üyelerinin olup olmadığı, hatta kendilerinin bile fark edilmeden psişik olarak manipüle edilip edilmedikleri şüphesi kısmen olsa da durmaktadır.

Peki ama 2. Vakıf nerededir ? Galaksinin ucunda mı, ama hangi uç ? Bu bilmeceyi kısmen çözen Arkady Darell, saman yolu galaksisinin bir çember gibi olduğunu, ve çemberlerin ucunun olmadığını anlamıştır. Yani Seldon’nun bahsettiği galaksinin ucu, geometrik anlamda değil daha mecazi bir anlamdadır; Hikayenin ilk başında, 1. Vakıf nasıl galaksinin ıssız bir yerine Terminus’a sürgüne gönderildiyse, 2. Vakıf ise galaksinin en ıssız olmayan bir yerinde konuşlanması gerekmektedir. Burada Terminus’un zıttı, direk eski imparatorluğun Başkentidir, yani Trantor gezegeni. Hani heryol Roma’ya çıkar lafına atıfta bulunarak, Galaktik bir Roma olan eski imparatorlukta da, her yol, ve her yıldız sonu Trantor‘a çıkmaktadır.

repro

Sonunda, Destanın kronolojik olarak son macerasına geliyoruz. Bu seferki macera tema olarak öncekilerden daha farklı. Hatta önceki maceralarda odak noktası olan Vakıf kuruluşu ve Seldon Planı’nın bu macerada oldukça arka planda kaldığını söyleyebilirim.

(498) Vakfın Sınırı (Foundation’s Edge, 1982) ; Seldon’un ölümünden yaklaşık 500 sene sonrasındayız. Bu maceranın ana kahramanı Golan Trevize, Vakıf’ta üst rütbeli bir donanma askeriyken, 30’lu yaşlarında politikaya atılmaya karar verip, Vakıf’un en genç ve yakışıklı (bu ayrıntıyı vermemin sebebini ilerde anlarsınız) konsül üyelerinden biri olur. Siyasi kariyerinde ilerlerken, Seldon Planının (yani psiko-tarihin) şüpheli bir şekilde kusursuz işlediğini fark eder, zira hiç bir bilinen “varlık”ın 500 sene önceden bugünkü olayları bu kadar isabetli bilmesinin imkanı yoktur. Trevize, 2. Vakfı’ın hala gizliden gizliye varlığını sürdürdüğünü ve fark ettirmeden Seldon Planını kontrol ettiğini düşünür. Fakat bu düşüncesi, Vakıf’ın dominant kadın Başkanı Harla Branno‘a tarafından öğrenilince derhal sert bir tepki alarak, sürgün gibi olan zorunlu bir göreve gönderilir. Buna göre Trevize, ihtiyar mitholojist Janov Pelorat ile birlikte kayıp gezegen Dünya‘yı arıyor kisvesi altında, aslında 2. Vakıf’ın yerini bulmaya gönderilmiştir. Branno, Trevize’ye eğer hiç bir ip ucu bulmaz ise dönmeye tenezzül etmemesini belirtir, ve ikilinin altlarına son model teknoloji ile donatılmış, Uzak Yıldız (Far Star) adlı bir gemi vererek onları sepetler. NOT; Trevize’ye verilen geminin adının “şans eseri” Mellow‘un kiyle aynı olması, ve Trevize’nin ilerde yapacağı çeşitli çapkınlıklar nedeniyle, Trevize’nin de Mellow’un gayri meşru soyunda geldiğini düşündürtüyor.

Trevize ve Pelorat, ilk hedef olarak eski baş gezegen Trantor’daki eski imparatorluk kütüphanesine bakmayı düşünürler. Zira aynı anda hem eski Dünya, hemde 2. Vakıf’la ilgili bilgiyi oradan bulabileceklerdir. Lakin yolculukları sırasında, Trevize’nin Pelorat’ın anlattığı Dünya hakkında ki efsanelerden etkilenmesi üzerine, tüm planlarını değiştirip, Dünya olabileceklerini düşündükleri Gaia‘nın izini sürmeye başlarlar. Bu arada Trantor’da konuşlanan 2. Vakıf, Trevize adında bir 1. Vakıf üyesinin kendilerini aradığı istibaratını almıştır. Ayrıca 2. Vakıf’dan Stor Gendibal, 2.Vakıf’tan çok daha üstün bir psişik yeteneğe sahip bir gücün olabileceğine dair bir ip ucu keşfeder, ve hem bunu araştırmak hemde 2. Vakfın deşifre olmasını engellemek için, derhal duruma el koyar, ve sonunda Trevize’nin peşine düşerek onu psişik olarak etkisiz hale getirmek ister. Ayrıca 1. Vakıf’ın başkanı Branno‘da, gizliden gizliye Trevize’yi takip ettiriyordur. Amacı ise, 2. Vakıf gerçekten ortaya çıkması durumunda, hepsini tek seferde yok etmek istemesidir.

Öyle böyle, bin bir atraksyon atlattıktan sonra, Sonunda Trevize ve Pelorat ikilisi Gaia’yı bulurlar, ve orada, 2. Vakıf’dan bile daha güçlü psişik yetenekleri olan kişilerin, daha doğrusu süper bir organizmanın varlığını keşfederler. Gaia’da yaşayan herkes ve herşey, Gaia dedikleri tek bir kimliği paylaşan, süper organizma olmuştur ve muazzam bir psişik yetenekleri vardır; Ayrıca bir zamanlar ortalığı haraca kesen Katır’ın aslında bir Gaia’lı olduğunu ortaya çıkar; Yalnız Katır, “baydı sizin süper organizmanız” diyerek, kendi İmparatorluğunu kurmak için Gaia’dan kaçmışmıştır. Gaia, Blissenobiarella (kısaca Bliss) adında genç bir kadın temsilciliğinde iletişime geçerek, yargı duygusu gelişmiş olan Trevize’den 1. Vakıf, 2. Vakıf ve Gaia arasında galaksinin geleceğini belirleyecek bir seçim yapmasını isterler. Trevize, bu üçünden hangisini seçerse, Gelecekte galaksiyi o yönetecektir. Trevize, seçim yaparken psişik olarak manipüle olmayacağı sözü aldıktan sonra, seçimini yapar, ve güç hırslarıyla birbirini yiyen 1. ve 2. Vakıf yerine Gaia’yı seçer (böylelikle 1. ve 2. Vakıf’ın beyinleri yıkanıp evlerine yollanır, ve Trevize ve Pelorat ikilisi hariç Vakıf’dan hiç kimse Gaia’nın varlığından haberi olmaz). Trevize doğru seçim yaptığından pek emin olamadan, sonraki kitapta devam eden maceraya atılırız.

(499) Vakıf ve Dünya (Foundation and Earth, 1986) ; Trevize, doğru seçim yaptığından hala tam emin olamayarak, ilk baştaki Dünya‘yı bulma serüvenine devam etmek ister. Bu doğrultuda, yalnız kovboy misali son model teknolojik-gravitik gemisine atlayıp gidecekken, son anda Pelorat ve bir şekilde manitası olduğu Gaia‘lı Bliss‘in de katılımıyla, 3 kişilik bir maceraya dalarlar. Macera boyunca 7 gezegene konan kahramanlarımızın başından geçenler şöyle özetlenebilir;

Bölüm I: Gaia; Asıl maceraya başladıkları gezegendir. Trevize’ye macerası boyunca akademik anlamda destek veren Pelorat ve psişik güçleriyle katılım yapan Bliss’de eşlik edecektir. Trevize, gemi kaptanlığı ve tek kişilik askeri güç olarak varlık gösterirken, galaksinin delikanlı abisi rolünü de oynamadan edemez. Gerçekten de Trevize’nin biraz gelenekçi, hafif ahlak bekçisi bir yapısı vardır (mesela dostu Pelorat’ın genç manitası Bliss’a asla uygunsuz bir gözle bakmaz, ama bu taze aşıkların, kendi gemisinde balayı yaşamalarına da izin vermez), ama genede her klasik gemici gibi her limanda (yada gezegende) bir sevgili yapayım mottusunu da mutlaka pratik anlamda uygular. Gerçektende, ziyaret ettikleri gezegende fonksiyonlu bir kadın varsa, Trevize abimiz affetmez, yada kadınlar onu affetmez, bilemiyorum.

Bölüm II: Comporellon; 3’lü ekibimiz Gaia’dan ayrıldıktan sonra, ilk durakları Comporellon gezegeni olur. Zira bir önceki kitapta, Trevize’nin eski bir dostunun anlattığına göre, Comporellon’da Dünya hakkında bazı rivayetler dönmektedir… Yalnız 3’lümüz, Comporellon vardıklarında, pasaport geçisinde sorun çıkar, çünkü kayıt dışı bir gezegenden olan Bliss’in evrakları yoktur. “Abi yap bir güzellik” şeklinde, pasaport memurunu atlatan kahramanlarımız ne yazık ki Comporellon’nın dominant dişi bakanının pençesinden kolay kurtulamazlar. Kadın Bakan, Trevize’nin kullandığı son teknolojik gemiye el koymak ister, ama Trevize güzelim gemisini kaptırmak istemez, ve olaylar “ne vereyim ablama” tarzı bir pazarlıkla sonunda tatlıya bağlanır (hala anlamayanlar için her limanda sevgilim olsun mottosunu hatırlatırım). Gemiyi sağlama aldıktan sonra, Comporellon ‘da Dünya hakkında çalışmış bir akademisyenin vasıtasıyla, Uzaya açılan ilk insanların yerleştiği rivayet edilen {Uzaycı “Spacer” denen} 50 gezegenin olduğunu öğrenirler. Ama bu 50 gezegenin sadece 3’nün koordinatlarını bellidir.  Bu 3 gezegen sırasıyla, Aurora, Solaria ve Melpomenia’dır.

Bölüm III: Aurora; Bundan sonra ilk durak Aurora olur. Yalnız bu gezegende hiç insan yoktur, sadece vahşileşmiş saldırgan köpekler vardır (yani bu gezegende Trevize’ye ekmek çıkmaz). Köpekler bunlara saldırır, bunlarda güç bela kurtulur, ve derhal kaçarcasına gezegende ayrılırlar. Yalnız gezegenden ayrılmadan önce, Polerat bir robot falan gördüğünü söyler, fakat çok eskimiş olduğu için çalışır vaziyette değildir.

Bölüm IV: Solaria; 2. Durakları ise Solaria olur. Bu gezegenin doğa koşulları, Aurora’dan çok daha dost canlısıdır. Üstelik gezegene iner inmez, çalışır vaziyette bir grup robot görürler, lakin dil problemi yüzünden robotlarla iletişim kuramazlar. Sonunda kendisine Bander diyen robotların sahibi çıkagelir. Bu kişi bir insan olsa da, aslında yapay bir mutasyon geçirmiş, bir tür modifiye insandır. Anlattıklarına bakılırsa, Solaria gezegeninde yaşayanlar hayatlarını daha da kolaylaştırmak için robotları hizmetçi gibi kullanmakta ve kaynakların en özgür kullanımı içinde nüfuslarını katı bir şekilde belli bir sayıda tutmaktadırlar; koca gezegende sadece ~1200 kişi yaşamakta, ve içlerinde biri bir şekilde ölürse, yerine genetik olarak geliştirilmiş olgun bir birey varis geçmektedir. Ayrıca, bendenlerinde yaptıkları manipülasyonlarla, telepati ve telekinesis güçleri olan, ömürleri 200-300 sene uzamış hermafrodit canlılara dönüşen bu Solaria’lılar inanılmaz rafine ve münzevi bir hayat tarzı sürdürmektedirler. … İlk başta tanıştıkları Solaria’lı onlara dostça yaklaşır gibi olur, ama sonunda onları öldürmeye karar verecekken, Bliss’in psişik güçleri sayesinden kurtulurlar. Bu gezegeden de can havliyle kaçmaya çalışırlarken, bir şekilde Bender’ın tam olgunlaşmamış çocuğunu da yanlarında götürmek durumdan kalacaklardır; zira Fallom adında ki bu çocuğu gezegende bırakırlarsa, henüz daha tam olgunlaşmadan ebeveyni öldüğü için, öldürülecektir.

Bölüm V: Melpomenia; Ebeveyni gibi hermafrodit olan, ve tam olarak telepatik ve telekinsiz güçleri gelişmemiş Fallom, Trevize tarafından pek hoş karşılanmaz (Zira Trevize’nin gelenekçi olduğunu söylemiştik, kendisi dibine kadar heteroseksüeldir). Yinede Bliss’in ısrarı ile gruba katılır, ve ekibimiz 4 kişilik olmuş olur. Son “Uzaycı” gezegen olan Melpomenia varırlar. Gezegen’e vardıklarında, ideal yaşam koşullarına hiç uymayan, Atmosfer basıncı ve yoğunluğu çok az bir gezegenler karşılaşırlar. Gezegeni araştırmak için, uzay giysini giymek zorunda kalan Trevize ve Pelorat, diğerlerini gemide bırakarak keşfe çıkarlar. Araştırmaları sırasında, bir kütüphane içinde bir heykelle karşılaşırlar. Heykelin kaidesinde diğer “Uzaycı” gezegenlerin koordinatları vardır, ama Dünya’nın koordinatları kasıtlı bir şekilde biri tarafından silinmiştir. Okunabilen koordinatları alan ikili derhal gemiye döner ama gemiye binmeden evvel, gezegendeki bir yosun türünün elbiselerine bulaştığını son anda fark edip, hemen strerilize olurlar. Eğer gemiye o yosun ile girselerdi, gemi geri dönüşü olmayacak bir şekilde küflenebilir, ve maceraları yarıda kalabilirdi. Bu mantar-küf badiresini de atlatan kahramanlarımız, Heykelden elde ettikleri koordinatları incelemeye başlarlar. Düz mantıkla ilk başta, 50 küsür “uzaycı” gezegenini tek tek ziyaret edip, Dünya hakkında ip ucu toplamak gelir akıllarına, Ama sona Pelorat’ın aklına daha dahice bir fikir gelir; Eğer insanlık tek bir gezegenden uzay çevresine yayıldıysa, mantıken Dünya’nın yeri “Uzaycı” gezegenlerin tam orta noktası civarında olmalıdır. Böylelikle 50 kisür Uzaycı gezegenin koordinatları bilgisayara girilip yaklaşık orta noktada bulunan sistem tespit edilir. Bu sistem Alfa Centauri‘dir.

Bölüm VI: Alfa; Bunun üzerine Kahramanlarımız, Alfa Centauri sisteminde bulunan gezegene doğru yola çıkarlar. Alfa ve Beta adını verdikleri 2 güneşli bir sistemde bulunan bu Alfa gezegeninin, Dünya mı yoksa başka bir “Uzaycı” gezegen mi olduğundan başta emin değillerdir. Ama gezegene inip yerli halkla konuştuklarında, bunun başka bir  “Uzaycı” gezegen olduğunu anlarlar. Alfa gezegenin yaklaşık %99 okyanuslarla kaplıdır, ve koca gezegende sadece tek bir ada vardır. Yerli halk’ın çoğunluğu adada yaşasada, kendi çaplarında bir bio-teknoloji geliştirip, bedenlerini suda nefes alacak şekilde değiştirmeye başlamışlardır. Değişim süreci hala tamamlanmasa da, hala devam etmektedir. Kahramanlarımız, aşırı dost canlısı bu yerel halkla etkileşip, Dünya’nın yerini öğrenmeye çalışırlar (Hatta Trevize bu limanda da bir manita yapmayı becerir). Ama ve lakin yaşadıkları yere “Yeni Dünya” diyen bu Alfa halkının, Dünya hakkında en ufak fikirleri yoktur (Aynen New York’da yaşayanların York hakkında bir fikirleri olmaması gibi :P ). … Ancak sonunda, bu aşırı dost canlısı görünen halkın gerçek yüzü görünmeye başlarlar. Alfa halkı, bu yeni gelen yabancıları öldürmeyi planlıyordur. Zira bu yabancılar onların varlıklarını galaksiye yayarsa, gezegende ki huzurlu günlerin sona erebileceğinden korkmaktadırlar. Ama neyseki Trevizenin, bu limadaki manitası olan bir Alfa’lı kadın, kahramanlarımızın ölmesine dayanamaz, ve Alfa gezegenini bir sır olarak kalacağı sözünü alarak onların kaçmalarına yardım eder. Bu gezegenden de telaş içinde kaçan kahramanlarımız, uzay boşluğunda, umutsuzca, Dünyanın nerede olabileceğini düşünmeye başlarlar.

Bölüm VII: Dünya; Alfa’dan da güç bela kaçtıktan sonra, Trevize hariç diğerleri, Dünya arayışından bıkmaya başlamış ve evlerine geri dönmek isterler. Yalnız Trevize hala takıntılı bir şekilde Dünya’nın peşindedir. Sonunda Alfa Centauri sistemine çok yakın olan bir Güneş sistemini daha kontrol etmeye karar verirler, ve bu sefer tam isabet olur. Çünkü Dünya‘yı bulurlar. … FaKat Dünya’yı bulduklarında, efsanelerde anlatıldığı gibi, Dünyanın yüksek derecede radyasyonlu olduğu, ve hiç bir şekilde hayatı desteklemediğine şahit olurlar. Radyasyon o derece yüksektir ki, keşif yapmak için bile Dünya’ya inememektedirler. Grup gene karamsarlığa düşer; onca tehlikeye ölü bir gezegen için mi göğüs germişlerdir ? … Tam o sırada, Grubun genç üyesi Fallom krize girer, ve eve geri dönmek için geminin kontrolünü ele geçirmeye yeltenir. Son anda Bliss tarafından yatıştırılan Fallom’un, gemiyi kendi gezegeni Solaris’e değilde, Ay’a çevirmesi, Trevize’yi Düşündürür. Trevize, belki Ay’ın yer altında, bazı üsler olabileceğini düşünerek, Ay’a keşif düzenlerler. Sonunda bir şekilde final sonuçlanır ama Dünya’dan belki çok daha ilginç bir şey bulurlar; Robotiğin Sıfır “O’ıncı yasasını geliştiren efsanevi robot R. Daneel Olivaw‘ı.

~530 sene evvel, Seldon zamanında, ortadan kaybolan Olivaw, robotiğin Sıfırıncı kanunu gereği, insanlığı (insanlardan bile) korumak adına, insanlık tarihini, Galaktik İmparatorluk kurulmadan çok önceden beri (Hatta çelik Mağaraları romanının kahramanı Elijah Baley‘in zamanından beri) manipüle ediyordur. Saman yolu galaksisinde insanlıkla ilgi bir çok şeyin sorumlusu o’dur (Gaia’nın ve psiko-tarihin gelişiminden o sorumludur) ve aslında, Seldon Planının bu kadar kusursuz işlemesinin sebebi de o dur. … Amma ve lakin, Olivaw’ın positronik robotik beyni artık zamana yenik düşmeye başlamıştır ve, kendisinden sonra insanlığa göz kulak olacak yeni bir “beyin” arayışına girer. Grubun en genç üyesi olan Fallom, hem gençliği, hemde telepatik ve telekinesis potansiyelleri ile bu pozisyon için biçilmiş kaftandır, ve sonuçta Olivaw onu vasiysi olarak yetiştirmek üzeri evlatlık alır.

Kitabın en sonunda, Trevize (bir önceki kitapta yaptığı) seçimini tekrar sorgular ve  Saman Yolu galaksisinin bir İnsan Galaksisi (Human Galaxi) olduğu gene üstüne basılır. Ve gelecekte bir gün, İnsanlığın diğer galaksilere de yayılacağı zaman karşılaşacağı potansiyel tehditler yada diğer galaksilerden bizim galaksimize karşı olan tehditlere karşı şimdiden önlem alınması gerektiği iması yapılır. En son cümlelerde ise, Trevize huzursuz edici bir yorumda bulunur; Şu ana kadar, galaksi dışı bir tehditle karşılaşılmaması, içlerinde bir tehdit olmadığı anlamına gelmemektedir. Zira Fallom’a dikkatlice bakıldığında, çözümlenemez bir ruh hali içinde olduğunu görürler….

… ve işte destan bu şekilde yarım kalarak bitiyor. Şu ana kadar anlattıklarım belki özetin özetiydi, ve iceberg’in sadece görünen kısmıydı. Geri kalan kısımları kitapları okuyarak siz keşfedebilirsiniz….. ve gene hatırlatayım; İlk başlarda denildiği gibi, aslında serinin bir sonu yok, ve kronolojik olarak bu son macera oldukça ucu açıkta bitmekte. Gerçi bir bakıma bu daha iyi sayılabilir, Böylelikle her okuyucu kendi hayal gücü ve zevkine göre destanı tamamlayabilir.

Son olarak, Destanın bu kronolojik anlamdan son Kitabın hakkındaki bazı notlar aşağıdaki sunmak isterim;

  • Asimov’un Vakıf ve Dünya (1986) kitabı, Vakıf serisini Robot Serisi ile birleştirdiği ilk kitaptır.
  • Ayrıca bu kitap, Vakıf Serisinin olduğu gibi, Robot Serisi‘nin sonuç bölümü de sayılabilir.
  • Asimov’un sırasıyla The Naked Sun (1957), The Robots of Dawn (1983) ve Robots and Empire (1985) kitaplarında, Uzaycı gezegenlerden Solaria ve Aurora hakkında ayrıntılı bilgi vardır.
  • Kitapta anlatılan Dünya’nın radyoaktif olma süreci ve terk edilişi ise, Vakıf Zamanından binlerce yıl önce vuku bulan, Asimov’un Robots and Empire (1985) ve Pebble in the Sky (1950) kitaplarında anlatılmaktadır.
  • R. Daneel Olivaw, Vakıf Serisinde ilk Vakıf ve Dünya (1986) kitabından sahneye çıkmıştır. Asimov destanın devamını getiremediği için, Vakıf’ın kuruluş sürecini anlatan Vakıf Öncesi ve Vakıf İleri adlı 2 kitap daha yazar, ve R. Daneel Olivaw, o kitaplarda görece daha aktif bir rol oynar.

Asimov’un tüm Robot, İmparatorluk ve Vakıf serisinin bağlatılı tüm kitaplarını kronolojik bir sırada açıklayan bir yazıyı ise BURADA !!! ^_^

Dosya:Isaac Asimov on Throne.png

One thought on “Asimov – Vakıf

  1. Pingback: Robot – İmparatorluk – Vakıf | Renkli Şeyler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s