Psikopat ! Sosyopat ?

Unity_in_Abstract_Art

Psikopat lafını çok eskiden beri duyuyoruz. Nerde manyakça davranan biri varsa, hemen “psikopat mısın olm !” gibisinden bir laf sıkıştırılır. Veya, özellikle amerikan filmlerinde, seri katillerin psikopat kişilik bozuklukları olduğu defalarca üstüne basılır…. Ama nedense son zamanlar bu psikopat olmanın sanki modası geçmişte, sosyopatlık modası başlamış gibi oldu. Orda burda heryer de, ve işin tuhafı, oldukça geniş sprektrumdaki sıradışı olduğu düşünülen insan kişiliklerine “sosyopat” etiketi takılmaya başlandı. Kimi örneklerde (özellikle House MD ve Sherlock dizilerindeki baş karakter gibi) işi sempatiklik veya “yaramaz çocuk” kılıfına sokarken, kimisinde neredeyse halk düşmanlığına vardırılıyor. Hatta Sosyopatlığın orda burda anlamına baktığımda neredeyse birbirine zıt açıklamalarla bile karşılaşıyorum. Peki ama gerçekten nedir sosyopatlık ve elbette psikopatlık ?

Psikiyatri bakış açısıyla aslında ikiside aynı bokun laciverdidir. Farklı isimler almasının nedeni, insanların birbirlerine “icatsal” sıfat takmadaki heves neden gösterilebilir, belki (Ama şimdilik konumuz bu değil)…. Evet, eğer bilimsel olarak bakarsak sosyopatlık ve psikopatlık aslında aynı şeyler, ama kimisi bunu bazı nüanslarda ayırmakta ve derecelendirmektedir (*). En ağır durumda bir seri katil fenomenine dönüşürken, en hafif durumda ise çevrenizdekilerin size belli bir mesafe koyduğu çıkarcı ve/veya sorumsuz piç (yada “asshole”) oluyorsunuz.

(*) önemle belirtmem gerekir ki; Bazı psikiyatr, psikolog ve hatta krimiloglar … vb …. subjektif bir psikopat ve sosyopat ayrımı yapmaktadır. Amma ve lakin herkesin birleştiği ortak bir tanım yoktur hala. O nedenle interneti yada çeşitli kaynakları açıp bakarsanız, psikopat ve sosyopat ayrımı, hatta sosyopatlığın tanımı neredeyse birbirine çelişircesine farklı olabilmektedir. En ulaşılması kolay kaynak olarak İngilizce wiki (kesinlikle Türkçesi değil) sayfasına bakarsak (Psychopathy#Sociopathy); aslında psikopat ve sosyopatlığın aynı şey olduğunu ama psikopatlığın psikozla karıştırılmaması için sosyopat terimi kullanıldığı söylenir. Ayrıca bu 2 terimden hangisinin kullanımına bağlı olarak, kullanıcının “hasta”lığı neye dayanarak teşhiş ettiğine dair ip ucu da vermektedir. Mesela, Kriminal psikolog Robert D. Hare‘e göre sosyopatlıkta hastalık sadece sosyal ve çevresel faktörlere dayandırılırken; psikopatlıkta, çevresel faktörlere ek olarak genetik ve fizyolojik faktörlerde devreye girer. Gene R.D. Hare’e göre, bir psikopatta kesinlikle bir empati yada ahlak anlayışı yoktur ama sosyopat en azından doğruyu yanlıştan ayırabilecek düzeydedir.

Öncelikle, konu hakkında referans verebileceğim iyi bir kitabı sunmak isterim; İçimdeki Psikopat, James Fallon. Vaktiniz varsa alın okuyun, kesinlikle aydınlanacaksınız ! (Ayrıza, bkz. http://blog.radikal.com.tr/bilim-teknoloji/icimizdeki-psikopat-58943)

Fallon, kitabında genel olarak psikopatlığı açıklıyor (yada açıklamaya çalışıyor) ve tesadüf eseri kendisinin bir psikopat (başka bir deyişle sosyopat) olduğunu öğreniyor. Ama Fallon, bir seri katil değil, yada filmlerde ki klişe manyak tipler gibi de değil. O tam kariyerinde niyazında olan, ortalama bir aile babası… insan kestiği yok ama o bir psikopat …. yada daha doğru söylemek gerekirse (uygun koşullar gerçekleştiği taktirde) o bir psikopat olabilirdi… ama onun yerine bir tür tatlı su psikopatı oldu… Yada hadi bizde bir icat çıkaralım, ve tatlı su psikopatlığına sosyopat diyelim…. O zaman (sosyopatiye geçmenden önce sormak gerekir) Psikopatlık nedir ?

Fallon da bunu psikiyatrist meslekdaşlarına sormuş. Cevap ise yok ! yani psikopatlık için psikiyatrik bir tanı yok aslında (ama psikiyatrik olmayan bir sürü tanı var, tabii)… Psikopatlığın tanımını yapmak, “sinir krizinin” tanımını yapmak gibi demiş bazı psikiyatristler. Eğer illa etiketlemek gerekirse, “Antisosyal (*) Kişilik bozukluğudur. Ama her zaman böyle olmayabilir de.”

* Antisosyal olmak ile Asosyal olmak arasında büyük fark vardır, sakın karıştırmayalım. Bir kere antisosyal olmak, diğer kişilerin haklarına kasıtlı ve bariz derecede fiziksel ve/veya psikolojik saldırı şeklinde karakterize edilen bir kişilik bozukluğudur (daha iyi açıklama için ingilizce wiki sayfasına bakabilirsiniz. Türkçesine kesinlikle bakmayın, orada tanımlar çarpık !!!, bir kere antisosyallik sosyopatlık değildir); çok ağır psikopatlık durumunda antisosyallik açığa çıkabilir. Ama hafif psikopatlıkta, yani sosyopatlıkta bariz antisosyallik görülmez. Zira sosyopatlar fıtratları gereği diğer insanları bağımlıdırlar, zira kendi çıkarcı ve komformist ihtiyaçları gereği onları manipüle edebilmek için kesinlikle antisosyal olmayan kurnaz ve sinsi yöntemler kullanırlar. Tüm bunlardan gayri, Asosyallik ise, sosyal etikileşime olan motivasyon azlığını tanımlayan bir kişilik özelliğidir (kesinlikle kişilik bozukluğu değildir, bazı durumlarda otizm yada şizofeni gibi hastalıkların yan etkisi gibi görünse de, dilimizde kullanılan münzevilik gibi bilinçli bir tercih de olabilir).

Fallon’nun anlattığına göre, bir deney için suçluların beyin taramalarını inceliyormuş ve kontrol grubundaki beyin taramasında kendi beyni de varmış. Kendi beyin taramasının, kendisinin ki olduğunu bilmeden, “suçlu” beyin katogorisinde olduğunu fark etmiş. Beyin taramasının kime ait olduğuna bakınca kendi taraması olduğunu görünce şoke olmuş tabii. Ama kendisi bırakın antisosyal bir suçlu olmayı, suçla alakası olmayan saygın bir bilim adamı. Peki ama neden beyin taraması o adi suçlularla benzer çıktı.

O da bu konuyu düşünmüş, taşınmış ve bazı fizyolojik, genetik ve çevresel olan 3 faktörün birleşmesi ile ancak (aynen o filmlerde karikatürize edilen) antisosyal suçlu profiline gelinebileceğini bulmuş. Beyin taramasından anladığımız kadarıyla, Fallon, fizyolojik şartı sağlamasına rağmen, diğer 2 şartı sağlamadığı için, şu anda “normal” biri gibi görünmekte ise de aslında ailesi, arkadaşları ve çevresindekiler için o tam bir “sosyopat”. … Ama acele etmeyelim. Sosyapatlıktan önce, kişiyi “filmlerdeki” gibi psikopat katil yapacak o 3 şart şöyledir;

  1. Orbital prefrontal korteksin ve amigdala da dahil, anterior temporal lobun alışılmadık şekilde düşük işleyişi. Yani halk dilinde, empati yoksunluğu. Fakat burda önemli bir ayrıntı var. Psikopatlar (başkalarının duygularını anlamayı ve paylaşmayı sağlayan) empatiyi yapamazlar ama bizim fikir ve inançlarımızdan farklı olsa da başka insanların fikir ve inançlarını göz önüne alan daha ayrıntılı bir medial prefrontal sisteme dayanan bir “Zihin kuramına” sahiptir. Ve zaten bu şekilde insanları manipüle edebiliyorlardır ki, insan kandırma yada manipüle etme sosyopatın (yada tatlı su pskikopatının) temel özelliklerindendir…. Fallon’da empati yapma yeteneği yok, ama “Zihin kuramı” sayesinde insanları arada sırada “beyaz” yalanlarla kandırdığını itiraf ediyor. Ama yinede bu onu azılı bir suçlu yapmıyor. Zira diğer iki şarttan yoksun.
  2. Savaşçı geni ve yüksek risk taşıyan bir takım gen varyantına sahip olmak. Bilimde Monoamine oxidase A diye geçmektedir. 7 çeşit varyantı varmış. Bu gene sahip olanlar daha agrasif, cesur, yarışmacı, meydan okuyan bir karakterde oluyormuş. Sırf bu gene sahip olmak insanı belki iyi bir asker, polis, komando … vb yapabilir; ama bu gen uygun çevresel ve (yukarda bahsedilen) fizyolojik ortamda kişiyi tam bir antisosyal psikopat yapar.
  3. Travmatik çevresel etkiler; Özellikle  çocukluk döneminde geçirilen ağır travmalar, duygusal, fiziksel ve/veya cinsel tacizler.

Yukarda ki bu 3 şartı sağlıyorsanız … tebrikler …. Charles Manson ile yarışacak denli antisosyal kişik bozukluğunda bir psikopatsınız demektir ! …. (hazır laf açılmışken, Manson’un cinayetlerini bile birlikte işlediği tuhaf bir hayran kitlesi vardı. Zira ağır Antisosyal olsa bile, Manson’un bir karizması yada insaları etkileme yeteneği vardı. Yani ilk şıkta belirtildiği gibi, empati yapamıyordu ama “Zihin kuramı” sayesinde insanları etkilemeyi, onlarda bir etki yaratmayı başarabiliyordu).

Peki ama bu 3 şarttan sadece 1’rine, ve o biride, Fallon’un ki gibi fizyolojik şart olan empati yoksunluğuna sahip isek ne oluyor. Tatlı su psikopatı diye icat ettiğimiz Sosyopat olunuyor.

Sosyopat. Empati yapamaz. Ama sosyal olabilir, insanları etkileyebilir, kandırabilir, (sonradan fos olduğu görülen) bir karizma bile yapabilir. Çünkü bir sosyapat, kendisinden farklı olan düşünceleri anlayamasa bile fark edebilir, ve fırsatı varsa kendi çıkarına göre de davranır. Buna “Zihin kuramına” demiştik, başka bir tabirle “biliçsel empati” deniyor, bir bakıma manipüle etme yeteneğidir. Sosyopatların gerçek anlamda empatiye sahip olmaması ama “biliçsel empati” ile gerçek duygularını saklamakta usta ve insanları manipüle etmede meğilli olmalarını sağlıyor (yani çok iyi bir poker oyuncusu görürseniz emin olun bu o). Ve Tatlı su psikopatı dediğimiz sosyopatlıkta netice şöyle olmakta; Genellikle iyi biri gibi görünür, ama başkalarını umursamadığı da görünür; diğer özellikleri ise…

  • Çıkarcı,
  • etkileyici ama sinsi,
  • entellektüel zorba,
  • iş başkasıyla ilgili olunca güvenilmez,
  • benmerkezci,
  • yürekten sevme becerisinden yoksun,
  • utanmaz, (yada korkusuz)
  • vicdansız,
  • kurnaz bir yalancı,
  • kurallara saygısız,
  • seçici ahlak kuralları ile yaşayan,
  • sorumsuz,
  • tamamen hissiz,
  • soğuk,
  • empatiden yoksun,
  • duygusal açıdan sığ,
  • En büyük Ben’ci,
  • patalojik yalancı,
  • başkalarını suçlamaya yatkın,
  • kendi önemini çok abartan,
  • sürekli sıkkın,
  • keyif avcısı,
  • sürekli uyaran ihtiyacı duyan,
  • kendisi ile birlikte başkalarını da sorumsuzca riske atan,
  • çok popüler ama çoğunlukla yüzeysel ilişkiler kuran,
  • ne olursa olsun suçluluk duygusu olmayan.

Evet ! nedir tüm bunlar ? …. Fallon, çevresine ve yakınlarına kendisi hakkında sorduğundan bu sıfatlarla karşılaşır. Eğitimli ve saygın bir bilim adamı etiketinde olan birinin böyle biri olması çok şaşırtıcı olabilir mi ? … yada başka türlü sorayım… tüm bu sıfatlara sahip biri toplumda saygın bir duruma gelebilir mi ? … koca bir EVET ! … zira şu anda yaşadığımız toplumsal düzen aynen bu sıfatlardaki kişilerin yükselmesine ortam sağlamakta.

Elinizi vicdanınıza koyun (Cem Yılmaz vari değil). Yukarda sayılanlardan ne kadarı uyuyor size. Elbette tulum çıkaran çok azdır ama belli oranda tutuyor, değil mi ? … zaten tutmasa şaşırın… zira bu dünya düzeninde, bu sıfatlar olmadan var olamıyorsunuz, neredeyse, İnsanı zorla sosyopat yapan bir düzen için de yuvarlanıp gidiyoruz.

Neyse çok dağılmayalım…. Fallon, bir tatlı su psikopatı (yani sosyopat) olduğunu iyice anlayınca, kitabında bu “kişilik bozukluğu” ile ilgili ayrıntılı analizler, açıklamalar ve “neden sosyopatlar vardır ?” gibi soruları açıklamaya başlıyor. Bunlar arasında neden sosyopatlar, yani entikacı, kurnaz, yalancı ve sinsi insanlar vardır ? kritik bir soru ?

Peki neden kabadayılar vardır ? … 2 sorunun cevabı aslında oldukça benzeşiyor. Bildiğimiz üzere, büyük balık küçük balığı yer. Doğada ya en güçlü olan yada en iyi uyumu sağlayan kazanır ! bu tespite bir itirazımızın olmadığını, güce tapan ve güce boyun eğen reflekslerimizle  gösteririz. En güçlü olmak en basit tabirle kabagüçle meydana gelir. Peki ama en iyi uyum sağlayan nasıl olur ? … köprüyü geçene kadar Ayıya dayı demekle, değil mi ? … Eğer yaşadığımız doğanın keşmekeşiyle baş edebilecek bariz bir kuvvetimiz (Ormanda kas gücü, Medeniyette ise para yada statü/prestij gücü diyebiliriz) yok ise, başka yollardan istediklerimize ulaşmaya çalışırız. Kimisi bükemediğin bileği öpmek der buna, kimisi de kurnazlık !

Fallon’nun kitabında aynen belirttiği gibi; Bazı insanlar görünürde kutsal sayılan tavırlar sergileseler de insanlık tarihinin çoğu yinelenen karmaşa, zalimlik, açgözlülük ve savaşlarla tanımlanır. Bu yüzden diğer nörologlar, her ne kadar sevimli, verici, barış dolu davransalar da insanların temelde bencil, açgözlü ve şiddete meğilli olduğu görüşünü savunurlar. Çoğu insan yaşamını sürdürebilmek ve sevilmek için maskeler takar. Toplumun uzak durduğu biri olmayı çok az insan ister. Bu istek, son tahlilde, genlerimize yardım ederek, bencilce seks yapmamıza ve başkalarının yaşamı pahasına bizi hayatta tutacak kaynakların peşinde koşmamıza neden olur. Niyetiniz iyi değilse bunları saklamak, istediğinizi elde etmenize yardım eder; ve böylelikle bu özelliklerinize rağmen toplumundan ve gen havuzundan sürülmenizi engeller. İşte sosyopatlar bu yüzden var ola gelmiştir !

Ayrıca Fallon ilginç bir tespiti daha gözler önüne seriyor. Hani derler ya kötülere birşey olmaz diye ! işte bunun bilimsel açıklaması yapılmış bile. Psikopatlar (ve dolayısıyla sosyopatlar), empati yoksunlundan doğan yapıları gereği normal insanlardan çok daha az stress yaşarlar. Hastalıkların büyük bir çoğunluğu stressin sebep olduğu bağışıklık siteminin zayıflamasından tetiklendiği için, Psikopat/sosyapatlar hayatları boyunca çok az hasta olurlar; zira az stress yaşadıklarından bağışıklık sitemleri her daim en üst düzeyde çalışır !

Düşünsenize, teoride, bir Psikopat/sosyopat insanları manipüle ederek kimsenin ruhu bile duymadan istediği herşeye sahip olurken sağlıklı ve uzun bir hayat sürebilir ! … bu da neden Psikopat/sosyopat gittikçe çoğaldığını açıklıyor !

Kendisinin de bir sosyopat olduğunu zaten itiraf eden Fallon’un bu tür kişilere karşı ne yapmamız gerektiğini de yazmış ! Öncelikle kesinlikle zayıf görünmeyin. Sosyopatlar özellikle zayıf olarak gördükleri kişilere musalat olur ve insanların zayıf oldukları anları kollarlar. Sosyopatlar aşırı sosyaldirler, insansız asla yapamazlar (tek başlarına bir hiçdirler), aslında öyle olmak zorundadırlar, zira isteklerini daha kolay gerçekleştirebilmek için her daim müttfefik (yada kullanacak insan) ararlar, kulis ve dedikodu yaparlar. İnsanlar hakkındaki en küçük bilgi kırıntısını toplayıp, zamanı geldiğinde bunu çarpıtarak kullanmakta ustadırlar. O nedenle sosyopat olduğunu düşündüğünüz yada şüphelendiğiniz kişilerle olabildiğince az kontak kurun. En fazla merhaba, merhabadan öteye geçmemeye çalışın. Eğer yapabiliyorsanız, tehlikenin farkında olmayan diğer kişileri de uyarmaya çalışabilirsiniz. Ama çok dikkatli olun. Sosyopatlar aşırı kincidirler. Kesinlikle onunla centilmence bir düello yapacağınızı sanmayın. Düşman olarak gördükleri kişiyle asla delikanlıca çarpışmazlar; gayet çirkef olabilirler. Eğer o anki güçleri rakibini yenmeye yetemiyorsa, sabırla bekler, ve seneler geçip olay unutulsa bile, fırsatını bulduğunda eski rakibini savunmasız vurmakta her hangi bir çekince duymaz !

Kitabın son paragrafında Fallon, ciddi bir öneride bulunuyor. Kendisinin defalarca bir Psikopat/sosyapat olduğunu söyleyen Fallon’a göre, Psikopat/sosyapatlar genetik çeşitlililiğin zenginliği bakımından toplumdan uzaklaştırılmamaları; amma küçük yaşta tespit edilip, beladan uzak tutulmaları yada topluma yararlı olacak bir şekilde eğitilmelidirler. Sonuçta öyle yada böyle herkesin iyi kötü tarafları vardır. Pesimist bir yaklaşımla herşeyin kötüsünü görüp budamaya kalkarsak bu hayatımızı daha edilgen yapmakla kalmaz, bir yok oluşa bile götürebilir. O nedenle hoşa gitmeyen herşeyi budamak yerine, belki sosyopatların numarasını kullanmak işe yarayabilir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s