Highlander: TV dizisi

keyarthighlander

Geçenlerde tüm Highlander konseptine değinmiş, ve Macleod Klanının üyelerinin çok özet özgeçmişlerini yazmıştım. O yazımda bahsettiğim gibi, tüm Highlander maceraları, İskoçyalı Macleod Klanından çıkan ölümsüz kahramanların başından geçen olayları anlatır, ve nedense her devam film yada dizisi bir nevi önceki hikayelerden bağımsız bir “reboot” tarzında gelişir (yani bir önceki hikayelerden kopuk ve farklı hikaye akışıyla devam eder, ama temel konsept korunur ). Gerçi devamlılık açısında kopukluk olsa da, her bir film ve dizisi fanatikleri için apayrı bir lezzet sunar. Fakat filmlerde çok yüzeysel geçiştirilen hatta hiç değinilmeyen ayrıntılara değinip açıkladığından bu yazımda Highlander: TV dizisini irdelemek istedim. Zaten önceki yazımda bahsettiğim gibi, bu dizi bir ara Türkçe dublajlı olarak televizyonlarımızda yayınlanmıştı, ama sanırım 6 sezonu birden yayınlamadılar (ve belki tüm sezonları Türkçe dublajlı bile değildir). Yinede ingilizcesi iyi olup seyretmek isteyenler burdan yakabilir.

Şimdi gelelim dizinin çıkış hikayesine; ilk Highlander filminin efsanevi çıkışı ve 2. filmin çalkantısı ardından, yapımcılar bu konsepteki cevheri sezer ve TV dizisini çekmeye karar verirler. Gene ilk orjinal filmin kahramanı olan Connor Macleod‘un baş karakter olması gerektiğini düşünen yapımcılar derhal Christopher Lambert‘a teklif götürürler. Amma ve lakin Lambert’ın dizi piyasasına girmeye pek hevesli olmaması nedeniyle (prensipli adammış :P), başka bir Macleod karakterinin baş kahraman olacağı bir TV dizisini hazırlamaya koyulurlar; ve Sonunda ise, Sean Connery‘nin gençliğini andırdığı ve dolayısıyla hem erkek hemde kadın izleyiciye çekici geleceği öngörülen Adrian Paul, bir çok aday arasından sıyrılıp rolü kapar. Dizinin sadece ilk pilot bölümünde, Connor Macleod rölünde Christopher Lambert arzı endam eder ve sancağını Duncan Macleod rolündeki Adrian Paul‘a devrederek dizi boyunca bir daha görünmez. Fakat dizi öyle yada böyle gerçekten çok tutar ve 6 sezon boyunca Highlander fanatiklerini tatmin edecek bir iş çıkarırlar.

Açıkçası, Ne yalan söyleyim. İlk başta bu tv dizisi için çok düşük beklentilerim vardı. Asla filmlerden daha iyi ve sürükleyici olamaz diye düşünmüştüm. Ama youtube‘da yüklü olan diziye başladığımda (gene dürüst olayım, ilk 4-5 bölümü atlattıktan sonra), birden bir sardı ve bir solukta 6 sezonu da oturdum bitirdim. Şimdi tek tek bölüm bölüm özet yapmam çok vakit alacak, o nedenle sezon özetlerini yazıyorum (aradaki bazı terimlerin anlamı için önce bu “Highlander” yazıyı okuyun ). Elbette spoiler olacak, o nedenle yapabilen önce youtube’da ki diziyi izlesin ….

HtheGathering

1. Sezon; Duncan Macleod, fransız heykeltraş sevgilisi Tessa Noël ile birlikte Amerika’da dost hayatı yaşayıp antikacı dükkanı işleten bir ölümsüzdür. Fakat bir gün bu huzurlu hayatları, Richie Ryan adında ki genç bir hırsızın dükkanı soymak için içeri sızıp ölümsüzlerin düellosuna şahit olmasıyla bozulur. Fakat bu tesadüf herkesin hayatını kökünden etkiler, ve Çiftimiz Richie’yi suç hayatından koparıp, kendi antikacı dükkanlarında rehabilitasyona alırlar. Gerçi Her ne kadar ölümlülerin “Ölümsüzlerin” oynadıkları bu “Oyun” hakkında bilgi sahibi olması yasak olsa da, Tessa ve Richie bu durumun ve tehlikenin farkında olarak Duncan’la birlikte kalmayı tercih ederler. İlk sezonun ilk bölümünde akıl hocası Connor Macleod (bkz.The Gathering), Duncan’a öğütler verip gittikten sonra meydan tamamen Duncan’a kalır ve 22 bölüm boyunca gene maceradan maceraya akar gideriz…. Bu ilk sezon boyunca, Richie’nin başını sürekli belaya sokması, Tessa’nın ikide bir kötü adamlarca kaçırılması ve Duncan’nın klişe kötü adamlarla çarpışmasına bol bol şahit olmaktayız… 1. sezon boyunca gözüken belli başlı kritik karakterler ise aşağıdaki gibidir;

  • Duncan Macleod; Elbette baş kahramanımız. Popüler tabirler kendisi “Lawful/good” bir karakter çizer, ve alemin jandarması gibi herkesin yardımına koşup durur.
  • Tessa Noel; Duncan’la komik bir tesadüf sonucu tanışan Fransız bir heykeltraş ve onun uzatmalı sevgilisidir. Duncan’nın ölümsüz olduğunu ve bu durumun tehlikelerin oldukça bilincinde olan Tessa, ilişkileri boyunca büyük bir fedakarlıkla Duncan’a maddi ve manevi destek olmaya çalışır. … Ayrıca Tessa’nın Fransız olmasından dolayı dizi boyunca ara sıra Duncan’la Paris’e gidip, bizlere bot evi fantazisi de yaşatırlar…
  • Richie Ryan; Sorumsuz ailesi yüzünden kötü yola düşüp hırsızlık yapmaya başlayan bıçkın oğlanımızdır. Soygun için Duncan ve Tessa’nın antikacı dükkanına girdiğinde ölümsüzlerin düellosuna şahit olur, ve o olaydan sonra onların yanında yaşamaya başlar. Duncan’ın ailesi de Richie’ninki gibi onu yarı yolda bıraktığından, zamanla Duncan’da çocuğa karşı sempati geliştirir. Ayrıca 2. sezonda Richie hakkında çarpıcı bir süprize şahit oluruz.
  • Darius; Duncan’nın en saygı duyduğu “hikmete ermiş” bir Ölümsüzdür. Eskiden acımasız bir Roma generali olan Darius, bilge bir ölümsüzün kafasını kesip Quickining enerjisini emdikten sonra karakteri kökünden değişir ve sonraki hayatını bilge bir keşiş olarak yaşamaya başlar, ve Duncan’nın akıl hocalarından biri olur; Fakat ne yazık ki (çok üzülerek söylüyom T_T) sezonun sonunda, yoldan çıkmış “İzleyiciler” olan, “Avcılar” tarafından katledilecektir (izleyici ve avcılarla ilgili ayrıntılar ise 2. sezondan itibaren verilmeye başlanıyor). İlk sezonda öldürülmüş olsa bile, daha sonraki sezonlarda Darius’u Duncan’ın flashbacklarında ara ara görebilmekteyiz.
  • Grayson; Duncan’a, 1. sezonun en zorlu düellosunu yaşatan kötü ve kudretli bir ölümsüzdür. Eskiden, Darius hikmete ermeden önce onunla çok sıkı dost olan ölümsüz Grayson, Darious’un hayat yolunu değiştirmesi üzerine yolları ayrılır. Dairus hep kutsal mekanlarda kalarak, Grayson’un gazabından korunabilsede, sevdiklerini koruyamaz, ama sonunda Grayson’a haddini bilderecek kişi ondan görece daha küçük yaşta (ve dolayısıyla daha güçsüz) bir ölümsüz olan Duncan olacaktır (Band of Brothersdaki düello sahnesi klasiktir).
  • Xavier St. Cloud; Kötü ve aşırı kurnaz bir ölümsüzdür. İlk sezonda, zehirli gaz salarak zincirleme soygunlar tezgahlayan Xavier, Duncan’ın elinden kurtulur (bkz. For Tomorrow We Die). Fakat 2.sezonda şansı tersine dönecektir.
  • Hugh Fitzcairn; Duncan’nın en eski ve sıkı dostlarından olan bir ölümsüzdür. Daha çok komiklik unsuru katan kadrodadır. Her bölümde gözükmese de, ara ara, özellikle Duncan’nın “flashbacklerinde” sık sık görünür. Ayrıca kendisini, ünlü rock grubu olan The Who‘nun baş şarkıcısı Roger Daltrey canlandırır.
  • Amanda; Hırsızlık ve kurnazlıkla ekmeğini kazanan ama özünde iyi kalpli bir Ölümsüzdür. Aynı zamanda Duncan’nın eski bir dostu olan Amanda önümüzdeki sezonlarda sık sık karşımıza çıkacak hatta bir ara Duncan’la işi pişirecek ama sonra yolları ayrılacaktır.

Sezon finali; Sezonun kapanış bölümünde (bkz. The Hunters), Duncan ve aziz dostu Hugh Fitzcairn ile Darious’un yaşadığı katedrale gidip onun kesik başlı bedenini bulurlar. En güvendiği ölümsüzün kutsal bir mekanda öldürülmesine (ki oyuna göre kutsal mekanda asla ve asla savaş yapılamazdı) çok şaşıran Duncan, cinayeti soruşturmaya başlar, ve sonunda bileklerinde özel bir dövme olan bir grup ölümlünün ölümsüzleri avlamakta olduğunu keşfeder. Liderleri James Horton (bkz 2. sezon) olan ve kendilerine Avcı diyen bu grup, Duncan’nın diğer dostu Hugh Fitzcairn’i de tam öldürecekken, Duncan yetişip günü kurtaracaktır. En son sahnede ise Duncan, Hugh, Tessa ve Richie, Darius’un küllerini savurur, ve cevaplanması gereken bir çok soru 2 sezona kalır.

2. Sezon; İlk sezon’un dramatik kapanışı ardından, cevaplanması gereken bir çok soru ile 2. sezona başlarız. Dairus’un günlüklerindeki ip uçlarından Duncan, İzleyici denen bir grubun varlığını öğrenir (bkz. The Watchers) ve sonunda yolu Joe Dawson adında bir izleyiciye çıkar. “İzleyici” denen bir grup ölümlü insan, bu Ölümsüzlerin oynadıkları oyunu yakın takibe almış ve (tabiri caizse) kim öldü kim kaldı şeklinde çetele tutuyorlardır; Amaçları işe Ölümsüzlerin gerçekten kim oldukları, ve aslında neden bu oyunu oynadıklarını anlamaktır. Amma ve lakin bu grubun içinden türüyen ve liderleri James Horton olan bir Avcı grubunun amacı tamamen farklıdır; Ölümsüzlerden doğacak potansiyel tehdit dolayısı ile onların kökünü kazımak. Kısacası Duncan’nın bu sezondan itibaren hem ölümsüz rakipleriyle hemde Avcı grubu ile baş etmek zorundadır. Sezon boyunca öne çıkan karakterler ise;

  • Duncan; tam gaz maceradan maceraya zıplamaya devam ediyor. Ama bu sefer yeni dostlar ve düşmanlarla, elbette… Yalnız geçen sezon olduğu gibi bu sezonda da, hem Amerika hemde Fransız ayağından, 2 temel mekanda, maceralara dalarız.
  • Tessa; 1. sezon boyunca ikide bir kötü adamlarca kaçırılan Tessa sonunda 2. sezonun 4. bölümünde (birazda boku bokuna) öldürülüyor (Bkz. The Darkness). Tessa öldükten sonra, derin bir depresyona giren Duncan ise, antikacı dükkanını kapatır ve bir dövüş sanatları spor salonu (yani dojo) işletmek gibi daha maço uğraşlara yönelir…. Yalnız 2.sezonun finalinde Tessa süpriz bir şekilde ölümden geri dönecektir; Acaba bu hayalet kimdir ? (bkz. sezon finali paragrafı)
  • Richie;  Tessa’nın son kaçırılışı ardından Duncan, Richie ile yetişip onu kurtarıyordu. Fakat daha sonra Duncan bir dökümantosyona bakacam diyip, onların önden gitmesine izin verdiğinde, esrarkeş bir soyguncu Tessa ve Richie’nin önünü keser ve ikisini de öldürür. Yalnız ilginç bir şekilde, Richie gene canlanı verir, ve Böylelikle aslında onun da bir ölümsüz olduğunu anlamış oluruz (gene bkz. The Darkness).. … bu olaydan sonra Duncan, Richie’yi çırağı gibi alır, bir İspanyol kılıcı (Spanish rapier) hediye ederek onu eğitmeye başlar. (Böylelikle 2 ölümsüz kahramanız birden olur).
  • Charlie DeSalvo; Duncan’nın satın aldığı Dojo’nun eski sahibi. Fakat Dojo el değiştirdiğinde, Charlie orda çalışmayı sürdürür, ve zamanla Duncan’la dost olurlar. Ama Duncan’nın ölümsüz olduğunu asla öğrenemez.
  • Joe Dawson; İlerleyen zamanda Dunca’la sıkı dost olacak, bir ölümlü ve bir izleyicidir. 2. sezondan itibaren dizi bitene kadar Duncan’a her türlü maddi ve manevi yardımı esirgemez.
  • James Horton; Yoldan çıkmış eski bir izleyici, ve tüm ölümsüzleri yok etmek isteyen Avcı grubunun lideri; ve dolayısla 2. sezonun baş kötüsüdür. Ölümsüzleri yok etmek istemesinin nedeni ise, Oyunu kazanıp büyük ödülü alacak olan ölümsüzün kötü biri olup, ölümlülere zarar vermesi potansiyeline karşı, ilk hamleyi yapıp, en baştan hepsinin kökünü kazımak istemesidir. Horton, sezon boyunca defalarca Duncan’ın karşısına çıkar, hatta, kendisiyle çelişir bir şekilde, Duncan’nın eski belalısı ölümsüz Xavier ile ittifak da yaparak (bkz. Unholy Alliance 1-2), onu öldürmeye çalışırlar. Ama onunda vadesi 2. sezonun final bölümünde dolacaktır.
  • Xavier St. Cloud; İlk sezonda ne kadar belalı bir tip olduğunu iyice kanıtlayan Xavier, bu 2. sezonda, ironik bir şekilde onun gibi ölümsüzleri avlayan James Horton ile ittifak yaparak Duncan’ı öldürmeye çalışır (bkz. Unholy Alliance Part 1 ve Part 2). Fakat amellerine erişemezler. Duncan, bir şekilde Xavier’in yerini bularak onun düelloda kafasını keser (Horton’u da sezon sonunda halledecektir), ve böylelikle Dünya’dan bir kötü daha eksilmiş olur. Fakat Xavier o raddede yapışkandır ki, ölmesine rağmen ilerleyen sezonlarda, bazı “flashbacklerde” görünmeye devam eder.
  • Amanda; Tessa ölünce, sanki onun boşluğunu doldurmaya gelirmiş gibi, bu sezon (ve ilerleyen sezonlarda) gene ara ara karşımıza çıkar. ve Her zaman ki gibi başını belaya sokup Duncan’dan yardım ister veya bişeylere maydonoz olur.
  • Maurice Lalonde; Duncan’nın Paris’teki tekne-evinde, bir tür kahyalık yapıp, diziye komiklik unsuru katan tiplerdendir.

Sezon finali; Gene bin bir badireden sonra, Sezon finali (Bkz. Counterfeit 1-2) ise şu şekilde gelişir; Duncan, aslında James Horton tarafından tezgahlanan kasıtlı bir tesadüf sonucu merhum sevgilisi Tessa‘ya çok benzeyen Lisa adında bir kadınla karşılaşır. Bu benzerliğe oldukça şaşıran Duncan, elbette başta çok affallar. Ama elbette tüm bunlar, James Horton’un Duncan’ın kafasını karıştırıp onu kolayca öldürebilmesi için planlanmış bir oyunun parçasıdır; ve dolayısıyla Lisa adındaki o kadın bir dizi estetik operasyon geçirerek bu göreve hazırlanmıştır. Bir şekilde Lisa’daki estetik operasyon yaralarını fark eden Duncan işin iç yüzünü anladıktan sonra yüzleşmesini yapar. Fakat J. Horton’ın, Lisa’yı tam da Tessa’nın mezarının başında öldürmesi son damla olacak ve Duncan’da Horton’u öldürerek Darius’un intikamını almış olacaktır.

3. Sezon; Dizinin bu 3. sezonunda da tam gaz olaylara atılıyoruz. Geçen sezon öldürülen baş kötülerin yeri ise hiç eksik kalmıyor. Sezon boyunca öne çıkan karakterler ise şöyle;

  • Duncan; Tam gaz jandarmalığa devam ediyor.
  • Richie; Duncan’nın yanında yetişmeye başlayan yeni yetme ölümsüz Richie, bir yandan Duncan’a yardım etmeye çalışırken diğer yandan başını derde sokmadan da duramıyor.
  • Joe Dawson; Duncan’ı yakından izleyeme ve yardım etmeye devam eden “izleyici” !
  • Anne Lindsey; Duncan’ın Tessa’dan sonraki uzatmalı sevgilisi. Yalnız bu uzatma fazla süremiyor ve Tıp doktoru olan Anne sezon sonlarına doğru, Duncan’ın ölümsüz hayatının tehlikelerine defalarca şahit olarak, ayrışmaya karar veriyor. (Demek ki, Duncan’la sevgili kalmak anca 1 sezon falan sürüyormuş :P)
  • Charlie DeSalvo; Duncan’ın Dojosundaki yardımcısı, sezon boyunca ara ara görünür.
  • Amanda; Sezon boyunca ve finalinde gene ara ara görünür, maydonoz olur.
  • Kenny; Çocuk yaşta ölümsüz olmuş ve sonsuza kadar çocuk kalmaya lanetlenmiş bir ölümsüzdür. Boyu değil işlevi der gibi, en azıllı düşmanlardan biridir; Sanırım çocuk cüssesine kanıp tehlikesi küçümsendiği için daha büyük bir tehdit yaratıyor (bkz. The lamb).
  • Kalas; Duncan’a zorlu anlar yaşatacak olan, bu Sezonun baş kötüsü ve en zorlu ölümsüzüdür. Duncan’ın 17.yy’da bir manastırda tanıştığı Kalas’ın 2 kayda değer özelliği vardı; Biri harkulade kadife sesi, diğeri de ölümsüz rakiplerini pusuya düşürerek avlaması. Fakat Duncan sayesinde, manastırdaki cinayetleri ortaya çıkınca, Kalas ordan sürülür; böylece kendisini ispiyonlayan Duncan’a karşı kan davası başlamış olur (bkz. Song of the Executioner). O olaydan sonra 1920’lerin Paris’inde tesadüfen gene karşılaşacaklardır. Kalas, Antonio Neri adında, bir opera sanatçısı kimliğindedir ve gene rahat durmuyordur. Duncan’nın himayesindeki bir kıza sarkınca, Duncan hemen duruma el koyup düello yaparlar. Ama Kalas gene kaçmayı başarır ve ortadan kaybolur. Fakat bu son düello’da Kalas’ın ses telleri Duncan’ın kılıcıyla ilelebet kopmasıyla, Kalas kinine daha da kin katacaktır (bkz. Methos). 1990’lara geldiğimizde ise Kalas gene piyasaya çıkar. Amacı ise Duncan’nın sevdiklerini ve sonrasında Duncan’ı öldürerek acı intikamını alabilmek. Bu uğurda Duncan’ın eski dostu Fitzcairn ve izleyicilerden bir kaçını öldüren Kalas, kendisinden daha iyi bir dövüşçü olduğunu bildiği Duncan’ı yenebilmesi için en eski ölümsüz olan Methos’un (bkz. aşağıda) peşine düşer. Zira Methos’un “Quickining” enerjisini ele geçirebilirse, neredeyse yenilmez bir ölümsüz olacaktır. … Öyle böyle derken, Kalas amacına ulaşamaz ve 2 bölüm süren Sezon finalinde (*) senelerce süren bu kan davası sonuca ulaşır.
  • Hugh Fitzcairn; Duncan’ın en eski ve sadık dostlarından Fitzcairn, ne yazık ki bu sezon, Kalas tarafından kafası kesilip öldürülüyor (bkz. Star-Crossed). Ama sevenleri için iyi haber; ilerleyen sezonlardaki “flasbacklerde” bol bol arz-ı endam eder.
  • Methos; Gelmiş geçmiş en eski (yani oyunda en uzun süre kalabilmiş) ölümsüzdür, ve 5000 yaşında olduğu rivayet edilir. Duncan onu buluncaya kadar, varlığı bir şehir efsanesinden ibaretti. Halbuki ne ilginçtir ki, Methos, sıradan bir “ölümlü” gibi “izleyici” grubunun içinde saklanıyormuş. Fakat Kalas’ın gücüne güç katmak için Methos’un (Quickining enerjisini) peşinde olması sebebiyle, Duncan’la yolları kesişir; ve böylelikle kendisiyle cismen de tanışmış oluruz. Hatta amansız Kalas’ı yenebilmesi için Duncan’a kendi kellesini bile sunar ama Duncan Abimiz çok şerefli olduğundan bu pısırığın kellesine tenezzül etmez (he he, bkz. Methos)… Evet ! Methos, her ne kadar en eski ölümsüz olsa da, yaşamının büyük kısmını saklanarak ve düellolardan olabildiğince kaçınarak geçirdiğinden, en güçlü (yani en çok kafa kesen) ölümsüz değildir. Üstelik en erdemlisi de değildir (Bir Darius değil, bkz. 1.sezon), adamın tek olayı 5000 yaşında olması o kadar (gerçi ilerleyen sezonlarda, taş devrinde yediği naneler ortaya çıkar).

Sezon finali;  2 bölüm süren ve Duncan’la Kalas arasındaki husumete nokta koyan Sezon finaline gelirsek (bkz. Finale Part 1 ve Part 2); Kalas’ın daha evvelden öldürdüğü izleyicilerden birinin Dul eşi, herkesten intikam almak için, Ölümsüzlerin varlığını kanıtlayan bir diski Basına vermeye karar verir. Fakat bir şekilde Kalas bu diski ele geçirerek, bunu koz olarak kullanmaya çalışır; yani Duncan hayatını feda etmezse, diski basına vermekle tehdit eder. Ama Duncan kül yutmaz, ve Kalas ile yapacağı düello’da sonunda onu dünyadan siler; ve Kalas’ın ölmesi sonucu açığa çıkan Quickining enerjisi ile bilgisayar diskindeki tüm veriler yok olur. Kısacası bu sezon, en eski ölümsüz Methos’la tanışıp, amansız rakip Kalas’ın yenilmesi ile son bulması açısından kayda değerdir.

HighlanderCast

4. Sezon; Bu sezonda da bir çok olay olup bitiyor ama en kayda değeri, Duncan’nın Dark Quickining’i deneyimlemesidir. Sezon boyunca öne çıkan karakterler ise şöyle;

  • Duncan; Şu ana kadar iyilerin dostu kötülerin amansız düşmanı takılan Duncan, sonunda bu sezonun ortalarında o kadar çok Dark Quickinig (yani kötü enerji, mana) toplar ki, kendisi de bir kötüye dönüşür (yani kötüleri yene yene kendiside kötüleşir). Artık kesinlikle o eski Duncan değildir, ve dost düşman demeden önüne çıkan herkesi biçmeye başlar (bkz. Something Wicked). Bunlar arasında çok eski bir dostu olan Sean Burns (bkz. altta), ve elinden son anda kurtulan çırağı Richie’de vardır. Ama neyseki, gene dostlarının dolaylı ruhsal desteği sayesinde, Duncan eski haline geri döner (Bkz. Deliverance) .
  • Richie; Duncan’ın yamağı gibi dolanan Richie, bu sefer en güvendiği kişinin, Hocası Duncan’nın, karanlık tarafını görür ve öldürülmekten, Dawson sayesinde, son anda kurtulur. O olaydan sonra, Richie, herkese olan güvenini kaybedecek ve bağımsız bir hayata atılarak başını alıp gidecektir. (ve önümüzdeki sezona kadar onu bir daha görmeyiz).
  • Joe Dawson; Her zaman ki gibi Duncan’a yardım edip, onu “izlemeye” devam ediyor. Ama bu sezon bir ara Duncan kötü tarafa geçinde, vaziyetini alır, ve tam Duncan öğrencisi Richie’yi öldürmek üzere iken onu tabancayla vurarak etkisiz hale getirir. Duncan’ı karanlık taraftan geri döndürmek için çok uğraşır ama sonunda Duncan kendi kendisini kurtarmayı başaracaktır… Sezon finalinde ise, bir “izleyiciye” göre tasvip edilmeyen davranışları nedeniyle, Büyük İzleyici komitesi tarafından kelle koltukta bir tür ağır ceza mahkemesine çıkartılır. Fakat onu bu çıkmazdan kurtaracak olan kişi, ölümsüz Dostu Duncan’dan başkası değildir (bkz. sezon sonu paragrafı *).
  • Methos; Duncan karanlık tarafa geçinde onu iyileştirmek için kolları sıvıyanlardan olur. Bunun için Duncan’ı, Darious’un eski şapelindeki bir bodrum katına sürükler ve onun içindeki kötü ikiziyle yüzleşip, düello etmesine vesile olur….
  • Sean Burns; Duncan’nın psikoloji alanında uzmanlığı olan ölümsüz dostudur. Duncan karanlık tarafa geçince iyileşme umudu ile Sean’a gider ama kendisine hakim olamayıp, onun da kafasını keser. Yalnız Duncan, Sean’ın “kaliteli” quickining enerjisini içine alması (ve bu enerjinin onun zihinde etki yaratması) ile birlikte kendi kötü ikizi ile mental bir düello yapacak ve sonunda eski haline geri dönebilecektir (Bkz. Deliverance). … (bu arada lafı gelmişken belirteyim, Sean karakteri, Darius’tan bu yana dizinin en aklıselim karakteriydi, ve açıkçası bu kadar erken öldürülmesine çok sinir oldum. Dizi senaristlerinin aklıbaşında karakterleri böyle kolay harcamalarını anlamıyorum. Zaten Darius öldürüldüğünde de çok kızmıştım). Ama neyseki ilerleyen sezonlarda, Sean Burns karakterini bazı “flashback”lerde görebiliyoruz, nadir de olsa.
  • Amanda; Her zamanki gibi, gene ara ara başı derde giriyor, Duncan’a yamanıyor, falan filan.
  • Charlie; Duncan’ın Dojo’sunun demirbaşlarından Charlie bu sezonun çok başlarında öldürülüyor (bkz. Brothers in Arms).
  • Kenny; Çocuk bedenine hapsolmuş Kenny gene karşımızda. Ama bu sefer, eski hocası Amanda ile karşılaşıyor. Ama bu küçük bela gene kellesini yerinde tutmayı başarıyor (bkz. Reunion). Fakat bir daha karşımıza çıkmıyor (kim bilir belki belki Duncan gibi “Lawful/good” olmayan bir ölümsüz tarafından kafadan koparılmıştır).

Sezon finali; Son olarak , Duncan’ın karanlık tarafa bir gidip gelmesi dışında, Bu sezonun bir diğer kayda değer olayı, Joe Dawson’un İzleyici konsülünce yargılanmaya girişildiği 2 bölümlük sezon sonu finalidir (bkz. Judgment Day ve One Minute to Midnight); İzleyici grubunun bir üyesi olan Joe Dawson’ın, sözüm ona fark ettirmeden izlemesi gereken ölümsüz Duncan’la fazla içli dışlı olması, ve ayrıca son zamanlarda İzleyici cinayetlerinin dramatik bir şekilde artmasıyla en büyük şüpheli konumuna düşer. Böylelikle İzleyici konsülü Dawson’ı kaçırarak çok gizli bir ceza mahkemesine çıkartırlar. Eğer mahkeme sonucu Dawson suçlu bulunursa öldürülecektir. Durumun ciddiyetini anlayan Duncan, dostuna yardım etmek için derhal harekete geçer, ama mahkeme boyunca izleyici cinayetlerinde bir yavaşlama olmaz. … Sonunda öyle bir noktaya gelinir ki, İzleyici ve Ölümsüzler arasında savaş patlak vermesi an meselesidir. Fakat gene Duncan’ın çabalarıyla izleyicileri katleden gerçek katilin kim olduğu tespit edilir (Katil,James Horton’nun evvel zamanında kötülük yaptığı ölümsüzlerden biriymiş). Gerçek ortaya çıkıp, esas katil bulunduğunda dava düşer ve herkes öpüşüp barışır.

HDeliverance

5. Sezon; Bu sezonda tam gaz macera devam ediyor. Aslında bir bakıma bu sezonu son sezon olarak düşünürsek yanlış yapmayız (Zira takip eden 6. sezon çok dandikti). Sezon boyunca öne çıkan karakterler ise şöyle;

  • Duncan; Bu sezon 18 bölüm boyunca gene jandarma gibi ona buna yetişen Duncan’ın başından geçen en kayda değer 2 olay; Methos’un geçmişindeki karanlık tarafları öğrenmesi ve Richie’nin ölümü olacaktır.
  • Richie; Geçen sezon, nerdeyse “Dark” (Kötü) Duncan tarafından öldürülmekten son anda kurtulan Richie’nin dünyası kararmış, ve serseri hayatını seçerek başını alıp uzaklaşmıştı. Bu 5. sezonda, geri dönüp ara ara gene gövde gösterisi yapsada, sezon finalinde niyazi (*) olur !
  • Joe Dawson; Her zamanki gibi, bir yandan Duncan’ı izleyip, diğer yandan ona amigoluk yapmaktadır.
  • Amanda; gene ara ara maydonoz oluyor !
  • Kronos; Sezonun ortalarında, 2 bölüm süren “Mahşerin 4 atlısı” temalı maceranın baş kötüsüdür. Neredeyse Methos ile yaşıt olan Kronos, Bronz çağında iken Methos’unda dahil olduğu “Mahşerin 4 Atlısı” adında bir çetenin lideriydi (Bkz. Comes a Horseman). O zamanlar önlerinde kim varsa ayırt etmeden kesen, esir alan, işkence eden bu Mahşerin 4 Atlısından Kronos, “Savaşı” temsil ediyordu; ve onca sene savaşa olan arzusundan hiç bir şey kaybetmeden 1990’larda gene piyasaya çıkarak, “çetesini” tekrar bir araya getirmeye girişir (evet ! ekibi yeniden toplar). Çetesinin pekte karizması olmayan 2 elemanını (“salgın” ve “kıtlık”) zaten emrinde bulunduran Kronos’un tek eksiği, “Mahşerin 4 Atlısı”ından “Ölümü” temsil eden Methos’dur. Ayrıca Kronos’un onca seneden sonra çeteyi tekrar bir arada toplamasının ardında oldukça inanılmaz bir planı vardır; Tüm dünyaya ölümcül bir virüs yayıp, sadece ölümsüzlerden oluşan bir dünya yaratmak (ohhhh yeahhh !), (bzk. Revelation 6:8).
  • Cassandra; Methos ve Kronos’la aynı çağdan gelen ve Mahşerin 4 Atlısı’ın gazabına uğramış kadın bir ölümsüzdür. Mahşerin 4 Atlısı Çetesi, her zamanki rutinleri sırasında, Casandra’nın köyüne saldırırlar, ve onu köle yaparlar. Köleliği sırasında, Methos’la karşılıklı bir duygu da geliştiren Casandra, ne olursa olsun çeteden öcünü almaya yemin eder, ve kan davası günümüze kadar sürer….. Fakat finalde, çetenin diğer elemanları yok olsada, Casandra’nın Methos’u da öldürmek istemesi Duncan tarafından engellenecektir. Zira, önceleri kötü biri olsa da, Methos’un karakteri binlerce sene sonra oldukça değişmiş ve daha “barışçıl” (yada tırsık :P) olmuşmuştur.
  • Methos; Şu ana kadar ara ara görünen ve çoğunlukla sığ taraflarına şahit olduğumuz Methos’un bu sezon “uzak” geçmişine dair ilgi çekici şeyler öğreniriz. Zaten kendiside, geçen bölümlerde “ben istersem acayip dövüşürüm ha” diye çıtlatmıştı ama biz pek bir aksiyonunu göremediğimiz için inanmamıştık. Sonunda tarih öncesinden tanıdıkları Kranos ve Casandra’nın ortaya çıkması ile, Kendisinin de Mahşetin 4 Atlısından biri olduğunu itiraf eden Methos, kötü geçmişi nedeniyle Duncan tarafından dışlanır; ve zoraki bir şekilde tekrar çeteye katılmak durumda kalır. Ama daha sonra Kronos’un kitlesel katliam planını öğrenince derhal Duncan’la düet olup, Mahşerin kalan 3 Atlısına ölümü tattırırlar (bzk. Comes a Horseman ve Revelation 6:8). Gerçi maceranın sonunda Methos, çeteye masucuktan, bilgi sızdırmak için katıldığını, aslında başından beri iyiler tarafında olduğu ima edecektir.
  • Gavriel Larca; 15. yy’da ilk ölmü tatmış ölümsüz bir Portekizlidir. Ölümsüz güçleri nedeni ile Güney Amerika’daki Portekiz sömürgelerinde yaşayan ilkel yerli halk tarafından bir tanrı olarak görüldü ve bu durum onun karakterini iyice yamultu. Yalnız Duncan’ın yolu, onun Tanrıcılık oynadığı yerli kabileye tesadüfen düştüğünde foyası ortaya çıkar ve kendi müritleri tarafından alaşığı edilir. O olaydan sonra uzun süre görünmez ama 1990’lara geldiğimizde gene piyasaya çıkar. Önceki deneyimlerinden tattığı Tanrı olmanın şımarıklığını tekrar yaşayabilmek için, daha ölüm travması geçirmemiş Ölümsüzleri kandırıp, yani sanki onları o hayata döndürmüş gibi yaparak, kendisini onlara Tanrı gibi gösterir. Böyle böyle, sözde ölümden döndürdüğü “Kutsal savaşçılarını”, Satan gibi gösterdiği Duncan’ın üzerine salar. Larca’nın çok ileri gittiğini gören Duncan, ona meydan okur ve gerçeğin soğuk çeliğini ona tattırır (bkz. Little Tin God). Ayrıca ünlü karakter oyuncusu Andrew Divoff‘un Larca’yı oynadığını not düşeyim.
  • Mesajcı; Geçmişi tamamen gizem olup Methos olduğunu iddaa eden ve ölümsüzlerin oynadıkları bu oyunu oynamaya red edip, ölümsüzlerin barış içinde yaşayabileceği mesajını yaymaya çalışan bir ölümsüzdür (bkz. The Messenger). Açıkçası kimse onun Methos olduğuna inanmaz, ve yaymak istediği mesajı da iplemez; fakat delidir ne yapsa yeridir diye düşünüp kendi haline bırakılır. Fakat bizim saf oğlan Richie onun barışçıl düşüncelerine kafası yatar, hatta onun belki sadık bir müridi olmaya da hazırdır, amma hayalleri suya düşer; Zira kötü ölümsüzlerden biri onu gerçek Methos sanıp gücüne güç katabilmek için, Mesajcıyı boku bokuna öldürür. Richie de Mesajcıyı öldüreni öldürdükten sonra, bu sahte Methos davası tek bölümde kapanır (bizde öbür uyuz Methos’a akalırız)…….. Ayrıca ünlü karakter oyuncusu Ron Perlman‘ın Mesajcıyı oynadığını not düşeyim.
  • Lord Byron; Bu sezonun sondan bir önceki bölümünde ortaya çıkan, ve (yanılmıyorsam) tüm tv serisi boyunca, gerçek tarihsel bir kişiden ilham alan tek karakterdir (bkz. The Modern Prometheus). Bilmeyenler için özet geçeyim, Byron 19yy’da yaşamış dönemin en çılgın ve edepsiz edebiyatçısıdır. Zamanında Methos’un akıl hocalığı yaptığı Byron, hayatı deli dolu ve sorumsuzca yaşayan bir soyludur (Zaten klavuzu karga olanın…). Günün birinde anlamsız bir düello sonucu, Mary Shelley‘in şahit olduğu, Quicking patlaması yaşar; ki bu olay Mary Shelley’in yazacağı “Frankenstein”a ilham olacaktır…. Fakat olay şu ki, aslen bir ölümsüz olan Byron’un bu çılgın ve sorumsuz karakteri zamanla daha da beter bir hal alır; ve günümüze geldiğimizde ise tam da karakterine uygun bir meslek seçerek şöhretli bir rock starı olur. Ölümsüzlüğüne güvenerek (aralarında Joe Dawson’un himayesinde olan bir çocukta dahil) bir çok ölümlü genci tehlikeye atıp öldüren Byron, sonunda Duncan’a toslar; ve böylelikle Duncan abimiz bu çılgın bir edebiyatçının edebi Quickining enerjisini içine çeker !.. Son olarak Colin Firth‘in kardeşi Jonathan Firth‘in Byron’u oynadığını not düşeyim.

Sezon finali;  Aslında son sezon olması planlanan bu sezonun oldukça absürd bir final bölümü var ki (bkz. “Archangel“), kasıtlı olarak mı batırmışlar bilemiyorsunuz. Sezon finali şöyle gelişir; 2 arkeolog , her 1000 yılda bir insan formunda belirip dünyaya dehşet saçan Ahriman isminde eski bir antik varlığa ait bir heykel keşfederler. Fakat heykel elbette lanetlidir, ve keşiften sonra türlü uğursuz olaylar ceyran ederek, cinayetler olmaya başlar. Arkeologlardan hayatta kalabileni, derhal Duncan’a ulaşarak, bu yaratığı durdurabilecek tek kişinin o olduğunu söyler. Fakat Duncan başta bunlara inanmaz, ama önceki sezonlarda öldürdüğü bir çok düşmanının hayaletini tekrar tekrar görmesiyle cinleri tepesine çıkacaktır. Methos ve Dawson, Duncan’un delirdiğini sanırlar, fakat Richie sonuna kadar ona inanmaya karar verir. Sona doğru Richie’de oyuna gelir ve 2. sezonda öldürülen James Horton’nun güya Dawson’u kaçırdığına şahit olur, ve derhal Duncan’ı arayarak peşlerine düştüğünü haber verir. Fakat tüm bunlar bir ilizyondur ve Dawson aslında Duncan’ın yanında ve gayet güvendedir; ama Duncan bunun bir tuzak olduğunu söyleyemeden telefon kapanır. Böylelikle Richie’yi kurtarmak için derhal yola koyulur, fakat Ahriman sürekli başkalarının kılıklarına girip Duncan’ı şaşırtmaya devam edecektir. Sonunda Duncan, Richie’yi Ahriman zannederek kafasını keser, ama kandırıldığını anladığında artık çok geçtir. Ahriman gülerek ordan uzaklaşır. Dawson, Methos’un omzuna kapanıp ağlamaya başlar. Duncan ise başını alır gider.

Açıkçası gereğinden fazla metafiziksel olan bu sezon finali, bir çok Highlander hayranı tarafından dizinin kopma noktası olarak görülür. O nedenle, 5. sezonun bu son bölümünü ve komple 6. sezonu yok sayarsak pekde bir şey kaçırmış sayılmayız. Dileyen 6. sezona da bakabilir.

H123456

6. Sezon; Sanki biraz zoraki uzatma olan bu son sezon, 13 bölümden oluşan kısa bir sezondur (Zira bu sezon çekimleri sırasında Duncan’ı canlandıran Adrian Paul, Christopher Lambert ile birlikte Highlander – Endgame’in çekimlerine başladığı için, fazla vakit ayıramamış, sezon kısa sürmüştür). Bu sezon, Duncan bol bol günah çıkaracaktır. Ayrıca ilginç bir not; nedense önceki sezonlardan çok daha fazla oranda kadın ölümsüzlerle karşılaşırız. Sezon boyunca öne çıkan karakterler ise şöyle;

  • Duncan; Sezonun ilk 2 bölümünde Duncan, Ahriman ile yarım kalmış olan işini halletmeye çalışır ve sonunda Dünyasını karartan bu “bücür” şeytanın işini bitirir (bkz. Avatar ve Armageddon). Daha sonra kalan diğer bölümlerde ise, rutin jandarmalık ve bol flashbacklı maceralarına atılır. Sezonun son iki bölümünde ise (“to be” or “not to be”), eğer Duncan olmasaydı dünyanın nasıl bir yer olacağı anlatılır (*).
  • Joe Dawson; Richie’nin ölüme çok üzülmüş olan Dawson, Duncan’ı bir şekilde affeder, Ahriman’ı yenmesine yardım edip rutin izleyici pozisyonuna geri döner.
  • Amanda; Bu Sezonun son 2 bölümünde ortaya çıkan Amanda, Duncan’ın kendi hayatıyla hesaplaşması sırasında ortalıkta olmadan edemez.
  • Methos; O da sezonun son 2 bölümünde ortaya çıkar, ve Duncan Macleod olmasaydı, ne olurdu da rol alır.

Sezon finali;  O zaman gelin bu sezonun finali olan ve 2 bölüm süren, bkz “to be” or “not to be” bölümlerini irdelemeye; her zaman ki gibi Amanda ve Joe Dawson’ın başları bir şekilde derde girer ve Duncan kendisini feda ederek onları kurtarmaya çalışırken, bir şekilde, 3. sezonda Kalas tarafından öldürülmüş olan dostu Hugh Fitzcairn‘in hayaletini görür; ve Fitzcairn‘in hayaleti ile ruhsal bir deneyim gerçekleştirir  … Duncan’a göre hiç yaşamasaydı, daha az ölüm ve acı olacak, ve sevdikleri ölmeyecekti. Fakat Fitzcairn ile yapacağı, Duncan’sız bir paralel evrene yolculuk, onun fikrini kökünden değiştirir…. Eğer Duncan hiç olmasaydı, Fitzcairn (1990’larda değil) 300 yıl önce zaten ölmüş olacaktı. 2. Sezonun kötü adamı James Horton, İzleyici konseyini ele geçirecek, dostu Joe Dawson ise evsiz bir dilenciye dönüşecekti. Amanda ise suç kariyerinde ilerleyip, zengin kocalarını öldüren bir “karadul”a, ve Richie ise iyice kötü yola düşerek, Mahşerin 4 Atlısı çetesinin yamağı olacaktı. Ama genede ölümden kurtulamayacaktı, zira Mahşerin 4 Atlısının kıdemli üyesi Methos, emirlere uymadı diye Richie’yi gene öldürecekti. Duncan’nın 1.sezondaki sevgilisi Tessa ise, evlenip torun torbaya karışarak ölümden kurtulmuş gözüksede, Duncan ona yakında baktığında, aslında aşık olduğu Tessa’yı değil, bambaşka yabancı bir kadın görecektir. Uzun lafın kısası, (Tessa hariç) Dunca’nın evreninde ölenler, Duncan’sız evrende de eninde sonunda gene ölecek, Tessa sıkıcı bir ev kadınına dönüşecek, Amanda suç batağına batacak. Joe Dawson evsiz biri olacak ve dolayısıyla meydan, 6 sezon boyunca karşılaştığımız tüm kötülere kalacaktır. Herkes, özellikle sevdikleri için, “Olmanın”, “Olmamaktan” çok daha iyi olduğunu iyice anlayan Duncan’ın böylece aklı başına gelir, ve “Olmayı” seçer.

Genel değerlendirme; ara ara bazı bölümlerde sarksada ve 5. sezonun sezon finalinden itibaren saçmalamaya başlasada, genel anlamda bir Highlander fan’ını tatmin edebilecek bir iş çıkarmışlar. En azından hiç yoktan iyidir dedirtiyor.

…. yalnız öyle yada böyle 6 sezonluk bu dizi kör topal bittikten sonra, yapımcılar işi daha fazla zorlayarak, Amanda karakterinin baş rolde olduğu “Highlander: The Raven“ı yaparlar. Gerçi o zoraki dizi de 1 sezon sürer, pek tutmaz yani. Ama bu dizinin bitiminden 2 sene sonra, Connor ve Duncan’ın baş rolde olduğu, ve Highlander film ve Tv dizisinin bir birleşimi olduğu idda edilen Highlander: Endgame (2000) filmi sürülür. Yalnız daha önce defalarca uyardığım gibi, Highlander franchise’nin her bir işi (dizisi ve filmi) bağımsız bir reboot gibidir; ve önceki dizi ve filmlerdeki bir çok önemli ayrıntı yok sayılarak, hikayeye devam eder ….. o Filmin konusu ise; Connor’un eski bir kan davalısı onun ve sevdiklerinin peşine düşer. Yalnız kötü adamımız çok güçlüdür (yani çok kelle almıştır) ve ne Connor nede Duncan’ın onunla tek başına başa çıkabilecek gücü vardır. Sonunda Connor kendisini feda ederek, kendi Quickening enerjisini Duncan’a aktarır; ve böylelikle Duncan en güçlü ölümsüze dönüşür. Kısacası bu film, Highlander franchise’nin esas kahramanın Connor’dan Duncan’a geçişini tastikler niteliktedir.

Ve hazır el değmişken,  franchise’nin son filmi Highlander: The Source (2007)’u da özet geçeyim. Highlander: Endgame (2000)’de hem can yoldaşı Connor’un hemde, Connor’un can düşmanının Quickening enerjilerini alan Duncan, artık en güçlü ölümsüzlerden biri olarak, Post-Apokaliptik bir çağda Vigilante‘liğe soyunmuştur. Fakat ne tesadüftür ki, tam da o sıralarda güneş sistemindeki tüm gök cisimleri aynı hizzaya gelerek ölümsüzlerin gücünü aldığı gizemli “kaynağı” ortaya çıkarmak üzeredir. Bunun üzerine bir grup ölümsüz kaynağa doğru yola çıkarlar; Grubun içinde TV dizisinden tanıdıklarımız Duncan, Methos ve Joe Dawson‘ın olmasının yanı sıra, 1-2 yeni yüz ölümsüz ve “kaynak” hakkında vizyonlar gören Duncan’ın eski ölümlü karısı da vardır. Fakat Post-Apokaliptik bir zamanda olduğumuz için yol boyunca kahramanlarımızı türlü zorluklar bekler. Üstelik “Kaynağın” aşırı süpergüçleri olan Gardiyan’ın onları teker teker avlaması ve kaynağa yaklaştıkça ölümsüzlük özelliklerinin yok olması, işleri daha da sarpa sardırır. Sonunda gardiyan tarafından avlana avlana geriye sadece Duncan ve Methos kalmış; Duncan’ın eski karısı ise Gardiyan tarafından kaçırılmıştır. Amma ve lakin Methos, Duncan’ın seçilmiş kişi olduğunu söyleyerek, onu kaynağa giden yolda yalnız bırakır (yada tırsarak son anda kaynağa gitmekten vaz geçer ;P). Böylelikle kaynağa varıp, karısını kurtarma işi tamamen Duncan’a kalır. “Kaynak” denilen yere vardığında Duncan, Gezegenlerin hizalanış manzarasının önünde karısını görür. Fakat karısını kurtarmadan evvel Gardiyanla zorlu bir düelloya girmesi gerekiyordur; Zira karısının olduğu yere gelebilmesi için saf kalpli olması gerekmektedir. Neyseki kaynağa vardığında Duncan‘nında Gardiyan gibi süpergüçleri belirir ve onunla eşit koşullarda çarpışıabilir. Ama sonunda “zokayı” yutup gardiyanı öldürmez; Zira aslında tüm bu “Sadece tek bir kişi olabilir” (There can be only one) olayı tamamen yanlış anlaşılmışmıştır. O sözün anlamı, aslında herkesin kellesini koparıp tek kişi kalmak değil, sadece tek kişinin “Kaynağı” elde edebileceğidir (Yani Ramírez ve Connor boşuna ölmüşmüş T_T). O nedenle, Duncan tuzağa düşüp, Gardiyanı öldürmez (zira onu öldürürse kendisi yeni Gardiyan olup lanetlenecektir), onun yerine onu hayatta bırakır, ve gardiyan ışık hüzmesi içinde yok olup sonsuza kadar lanetlenir. Ne kadar temiz kalpli olduğunu Gardiyanı öldürmeyerek kanıtlayan Duncan ise, Karısının yanına gelmeye hak kazanır ve böylelikle karısından o büyük haberi öğrenir; Karısı ondan hamiledir !!!! Bunun üzerine Duncan, (There can be only one) na atıfla, “Bu o !” der. … Bende Allah sizin müstakınızı versin derim !

Ve işte taaa 80’lerden bu yana Connor ile başlayıp bayrağı Duncan’a geçiren Highlander destanının sonu böyle bağlanmış olur. Elbette bu sondan tatmin olmayan büyük bir Highlander hayranı vardır. Ama nereye kadar; film yapmak parayla ama beyin bedava !!!

Kaynak; http://en.wikipedia.org/wiki/Highlander:_The_Series

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s