Highlander (İskoçyalı)

highlander-queenKimilerinin 80’lerin Matrix filmi olarak tanımladığı ilk İskoçyalı filmi, zamanında bayağı bir popülerleşip, uluslar arası çapta fantastik edebiyata meraklı bir çok hayran kitlesi elde etmesi üzerine, bir çok devam filmi, tv dizisi, çizgi dizisi, romanları, çizgi romanları hatta bilgisayar oyunu bile yapıldı. İşte bu yazımda, sonunda bu “franchise” den bahsetmeye karar verdim. Zaten bilen bilir içinde yok yok; kılıçlar, fantazi, nostalji, şovalyelik (wuxia) ruhu, tarih, bilim kurgu … vb.

Kısaca özetlersek konu; Bir grup ölümsüzün, “centilmence” düello yapıp birbirlerinin kafasını kesmeye çalıştığı ve kazanan tarafın enerji patlamasıyla (Quickening), kafası kesilen kişinin enerjisini emdiği, ve böylece sonunda tek bir kişinin kalıp vaat edilen büyük ödülü alacağı, bir oyun çevresinde şekillenir. Bu ölümsüzler aslında dünyanın her tarafından ve hemen her ırktan ve cinsiyetten olabilseler de, film ve dizilerdeki hikayeler sadece iskoçyalı MacLeod klanından çıkan ölümsüzlerin başlarından geçen olayları anlatılır. Macleod’lar bir yandan kendi ezelli rakipleriyle baş ederken diğer yandan çevrelerinde cereyan eden olaylara istemli yada istemsiz katılmak durumunda kalarak sayısız maceradan maceraya dalıyorlardır (ve elbette tüm bunları enfes Queen müzikleri eşliğinde yapıyorlar ^_^).

Kaynağı ne ve neden oynandığı tamamen gizem olan bu oyuna katılmak sanki tamamen bir şans işidir. Oyun katılımcıları ölümsüz olmadan önce gayet normal bir hayat yaşarlarken, hasbel kader yaşadıkları bir ölüm travması (First Death) sebebiyle bedenlendeki bir şey “tetikleniverir” ve o andan itibaren ölümsüz olarak oyuna katılmış olurlar. Artık isteselerde istemeselerde, rakipleriyle kılıç düelloları yapıp kafa koparmaları gerekir, aksi taktirde kendilerinin kafası kopacaktır. Amaç ise, sonunda tek kişi kalıncaya kadar kafa koparıp “gathering” (yani rakiplerinden güç ve bilgi toplamasını) yapmak ve sonunda vaadedilen büyük ödüle hak kazanmaktır.

Elbette ortada bir oyun döndüğünden bazı kurallar da kaçınılmazdır. Bu kurallar;

  • Oyuna kimin katılacağını tamamen şans belirler. Yani öyle vampir edebiyatındaki gibi, başım k*ıçım ısırıldı ölümsüz oldum yok. Bu alemde ölümsüz olunmaz “ölümsüz olma potansiyeli” ile doğulur, :P. Yalnız ölümsüz potansiyelinde doğmakta aslında yetmez, zira, şiddetli bir Ölüm travması geçirip tekrar dirilmeyi sağlayacak bir tetikleme sürecinden geçmeyen “oyuncular” normal olarak yaşlanıp öleceklerdir.
    • Ayrıca ölüm travmasını hangi yaşta geçirmişlerse görüntüleri ilelebet o yaşta takılıp kalır. Yani yaşlı bir ihtiyar yada çocuk yaşta ölümsüz olursanız vay halinize…. 
    • başka bir not; ölümsüz olduktan sonra, normal bir insanı öldürebilecek çok şiddetli fiziksel travmalar geçirirsek (tabancayla vurulma, çok yüksek bir yerden düşme …vb), geçici ölüm (Temporary Death) yaşar; Yani fiziksel travmadan sonra bir süre komada kalır ve daha sonra (mucizevi bir şekilde tekrar iyileşerek) tekrar ölümsüz hayatına döner.
    • ve son bir not; bir ölümlü ola ki bir ölümsüzün (kafasını keserek) öldürebilirse, ölümsüz olmaz ve öldürülen ölümsüzün Quickening enerjisi de boşluğa gider. 
  • Ölümsüz olduktan sonra, karşılaşılacak diğer ölümsüzlerle kılıçlı düello yapıp kafasını koparmaya çalışmalı ve sonunda elde edebildiğiniz kadar “Quickening” ile nihai finale hazır olmalısınız. Düelloda kafası kopan ölümsüz, bir tür enerji fışkırması, çatlaması, patlaması (Quickening) ile tüm bilgi, deneyim ve gücünü kazanan tarafa geçirir. Ek bildi; bu transfer olan enerji arasında “huy”da vardır. Yani çok fazla kötü ölümsüz öldürüp onların kötü enerjilerini, yani “Dark Quickening“ini emerseniz, eninde sonunda sizde bu kötü enerji etkisine girip kötü biri olur çıkarsınız.
  • Düellolarda kesin sonucu belirleyen şey rakiplerden birinin kafasının kopması olduğu ve ayrıca bir daha ki düellonun sizi nerde ve ne zaman bulacağı çok belirsiz olduğu için, yanınızda her daim kafa kesen bir alet (tercihen kılıç) taşımanız avantajlı olacaktır. Dileyen balta, testere yada başka egzotik silahlara yönelebilir !
  • Kutsal yerlerde asla ve asla düello ve dövüş yapılamaz. Bu kutsal yerlere; istisnasız her dinin ve inanışın mabet alanları, mezarlıklar …vb dahildir.
  • Düellolar sadece teketek olmalıdır. 1’e karşı 2-3 yada takım takıma olamaz. Düello bitene kadar, dışardan her hangi bir müdehale asla olmamalıdır. Batıda şovalyelik (yada Uzakdoğu edebiyatında Wuxia) ruhuna uyan bir kuraldır bu !
  • Pusu yada tuzak kurarak diğer ölümsüzleri avlamak yasaktır. Rakipler birbirleri ile olabildiğince “delikanlıca” çarpışmalıdır. … Zaten ölümsüzlerin gafil avlanmayı önlemek için, belli bir kapsama alanı içinde, kendileri gibi olan diğer ölümsüzleri “telepatik sezme” yeteneği vardır. Bu yüzden (yalandan güvenini kazanmış rakipler dışında), her ölümsüz diğer rakibinin varlığını derhal sezerek olası bir düelloya hazır olur.
  • Ölümsüzler kendilerini ve oynadıkları oyunu ölümlülere açık etmemeli, herşeyi kendi aralarında gizlice halletmelidirler. Açıkçası en çok kırılan kural budur !
  • Ölümsüzler, bir düelloda yenilip  kafaları kesilene kadar ölümsüzdür. Aile yada çocuk sahibi olamazlar. Ama bazı ölümsüzler buna rağmen evlenip, evlatlık alıyorlardır
  • Bazı ölümsüzler, kendilerinden genç yeni yetme ölümsüzlere akıl hocalığı (Mantor) yapabilir, ve nihai sona yaklaşana kadar gruplaşma olabilir. Ama gruplar arası savaş olmaz, düellolar ve dövüşler sadece bireyler arasında olmalıdır !
  • Ölümlülerden oluşan bir grup “izleyici” (watcher), ölümsüzleri gözleyerek, oynadıkları oyun ve kaynağı hakkında bilgi toplamaya çalışırlar, ama asla ve asla oyuna müdahale etmezler. Gerçi bu “izleyici” arasından bir grup “avcı” türeyerek, kendilerine karşı bir tehdit olarak gördükleri ölümsüzleri avlamaya çalıştıkları da olmuştur…. 
  • Ne kadar kaçınırsa kaçınsın, her ölümsüz, er yada geç en az bir düello yapacaktır.
  • Fakat oyundan yada uzun süren hayatlarından bunalan ve bir kaçış arayan Ölümsüzler için, izleyiciler bir tür “tapınak” yaratırlar. Oyundan geçici bir süre çıkmak isteyen ölümsüzler “tapınak”  da bir tür yapay komaya yatırılarak seneler süren bir uykuya dalabilirler. (bkz. Highlander: Endgame, 2000)
  • En sonunda sadece tek bir ölümsüz kalacaktır (There can be only one), ve o da gelmiş geçmiş tüm ölümsüzlerin gücünü ve bilgisine sahip olacak (“gathering” ), ve büyük ödülü kazanacaktır. Büyük ödülün ne olduğu konusunda Highlander II: The Quickening, ve Highlander: The Source ‘da spakülasyon yapılmıştır.

İşte tüm hikayeler boyunca bu kurallar çevresinde oyun oynanıp, olaylar gelişiyordur. Elbette, tüm Highlander film ve dizilerini seyredebilmiş (benim gibi) kişiler, yukarda sayılan tüm kuralların bazılarının sıklıkla kırıldığını biliyordur. Yalnız, Ne kadar mızıkçılık yada hile yapılsa da, kurallar vardır, ve uysanız da uymasanızda, kafanızın kopmayacağı garanti değildir.

Şimdi sırayla bu “franchise” deki en önemli ve kritik kahramanların kısa bir tanıtımını yapacağım. Elbette vaktiniz varsa, tüm bu “franchise” i hatmetmenizi öneririm.  Asla sıkılmazsınız ^_^. Ama önce bu “franchise” deki atlanmayacak film ve dizi listesi şöyledir;

Filmler;

TV dizisi, Çizgi dizisi ve Çizgi filmi (Spins off- yan ürünleri);

* Ana kronolojiden kopuk, yani “reboot” ; (ama uyarayım, bu “franchise”nin sanki kronolojide gözüken her bir devam film ve dizisi gene bir “reboot” havasındadır. Yani önceki filmler ve dizideki bazı ayrıntıları yok sayıp, yeni bir kurgu uydurur !) .

File:Highlander.jpgConnor MacLeodChristopher Lambert‘ın canlandırmış olduğu, bu “franchise”nin ilk ana kahramanıdır. 16.yy’da sıradan bir İskoç köyünde sıradan bir köylü olarak Macleod klanında doğan kahramanımız, kanlı bir çarpışma sırasında ağır bir yara alıp öldürülür. Fakat daha sonra mucizevi (yada kendi halkınca şeytani) bir şekilde tekrar canlanması üzerine aşağılanarak köyünden atılır. Daha sonra başka bir yerde tanışıp evlendiği bir kadınla münzevi ama huzurlu bir hayat yaşamaya çalışan Connor’un bu huzurlu günleri Juan Sánchez Villa-Lobos Ramírez (bkz. aşağıda) adlı başka bir ölümsüzle karşılaşınca biter. Ramirez, Connor’u fark eder etmez onu bir rakip gibi görmekten çok, ona akıl hocalığı yapmaya başlar; ve ölümsüzler, oynadıkları oyun ve nasıl dövüşüleceği hakkında eğitir. Ramirez’in rehberleriğinde gelişip farkındalığı artan Connor, artık ezeli rakipleriyle yüzlerce yıl sürecek bu “gathering” oyununa hazırdır (bkz. Highlander  veya Highlander III: The Sorcerer). Maceraları boyunca, bir çok zorlu rakiple çarpışmak zorunda kalan Connor, kronolojiden sapan bazı filmlerde oyunu kazanan kişi olarak  gösterilsede (bkz. Highlander II: The Quickening), (asıl kronolojide) sonunda kendisiyle aynı klandan olan ve akıl hocalığı yaptığı ölümsüz Duncan Macleod’a (bkz. aşağıda) bayrağını (yani kılıcını) teslim eder ve oyun dışı kalır (bkz. Highlander: Endgame). …. Ayrıca iskoçyalı TV dizisi ve çizgi filminin sadece ilk bölümlerinde kısa bir şekilde görülür.

JuanSánchezVilla-LobosRamírezJuan Sánchez Villa-Lobos Ramírez (hey maşallahh); Emektar ve karizmatik aktör Sean Connery tarafından canlandırılan bu karakter, direk baş rolde olmasa da, oldukça rol çalar ! Antik-Mısır’dan beri dünyayı turlayan gezgin bir ölümsüz olan Ramirez, yeni yetme ölümsüzlere yardım edecek kadar diğerkam ve gönüllü biridir. Bu “franchise”nin ilk filminde (bkz. Highlander), Connor’a hocalık yaptığını, hatta onun için hayatını bile feda ettiğine şahit oluruz (erken ölen karizmatik kahraman). “Franchise”nin kornolojinden oldukça sapan (sanki bambaşka bir paralel evrende geçen), Highlander II: The Quickening ‘de ise tekrar dirilip rol çalmayı sürdürür, ama o filmde de Connor için hayatını gene feda edecektir…. Her ne kadar Macleod klanından olmasa da Ramirez karakteri oldukça karizmatik ve baskın bir karakter olduğundan kısa bir özgeçmişini yazmadan geçmeyelim (Zaten kişisel olarakta, bu “franchise” de,  Ramirez’in göründüğü filmler favorimdir).

Özgeçmişi; Ramirez aslında, Tak-Ne ismi ile M.Ö 896 yılında doğmuş bir antik mısırlıdır. At arabasının devrilmesi sonucu ölüm travması geçirerek ölümsüz olmuş, Ama elbette, onun bu şekildeki mucizevi canlanışı yaşadığı toplumda korku salarak, yaşadığı yerden ayrılmaya ve onu zorunlu bir gezginlik hayatına sürüklemiştir. Antik Babil, Yunan ve Çin dahil bir çok yeri, uygarlığı ve (Spartalıların Platea savaşı da dahil) efsanevi savaşları turlayan Tak-Ne, ölümsüz hayatı boyunca kendisini sadece savaşlar konusunda değil, entelektüel anlamda da geliştirmiş ve metalürji (malzeme bilimi) konusunda uzmanlık kazanmıştır. Ayrıca bu ölümsüz hayatı boyunca 3 kere evlenmiş,  Ama 3. evliliğinden sonra anlamıştır ki, evliliklerinde yaşadığı geçici mutluluk eşlerinin ölümünden sonra doğan duygusal acıya değmiyordu…. Ayrıca, 3. ve son karısı, ünlü kılıç yapımcısı Masamune‘nin kızı Shakiko’ydu. M.Ö. 592’de Masamune, Tak-Ne’e sapı ejder başlı olan özel yapım bir kılıç hediye eder. Fakat bu kılıcın aslında, Masamune ‘nin (daha sonra ölümsüzce dönüşecek olan) evlatlık oğlu Ren‘e yapılmış olması, Ren ve Tak-Ne arasında yüzyıllar sürecek bir kan davasına yol açar….. MS. 1541 yılına gelindiğinde ise, Tak-Ne’yı, Ramirez ismi altında Kral 5. Karl‘ın baş metalurjisti olarak İspanyada buluruz. Görevi gereği sık sık seyahatlere çıkan Ramirez, bu seyahatlerin birinde, sonunda İskoçyalı ölümsüz Connor Macleod’la karşılaşıp onu derhal kanatları altına alır; ve ona akıl hocalığı yapmaya başlar. Yalnız Connor’a ilk ölüm travması yaşatan ve ayrıca Ramirez’in eski çağlarda da bir çok defa karşılaştığı en zorlu ölümsüzlerden Kurgan, takıntılı bir şekilde Connor’un kellesinin peşindedir. Yeni yetme ölümsüz Connor’un kaşarlı ölümsüz Kurgan karşısında bir şansı olmayacağını bilen Ramirez, sırf Connor’u korumak ve ona yeterli zamanı kazandırmak için kendisini feda edecek ve Kurgan’la ölümüne bir düelloya girişecektir. Ramirez’in ejder başlı kılıcını miras alan Connor ise, yüzyıllar sonra olsa bile Ramirez’in kanını yerde bırakmayacaktır. (bkz. Highlander)

Kronolojiyi tamamen saptıran ve bu nedenle İskoçyalı “franchise”‘inden tamamen bağımsız bir film olarak değerlendirilmesi gereken Highlander II: The Quickening ‘de ise Ramirez tekrar dirilerek, Connor’la takım olurlar…. Ayrıca Bu filmde ölümsüzlerin oynadığı oyunun (aykırı derecede fantastik olan ve çoğu hayranı pek tatmin etmeyen) kökeni de açıklanır; sözüm ona, Zeist gezegeninde başkaldıran asi ve suçlular cezalandırılıp Dünya’ya bu oyunu oynamak için yollanıyorlardır. Oyunu kazanan ise tekrar ölümlü olup, affedilecektir. Connor, Kurgan’ı ve sırasıyla daha bir çok zorlu ölümsüzü yendikten sonra, oyunu kazanır, ve diğer ölümsüzlerden topladığı güç ve bilgiyi kullanarak, 1999’da yılında Dünyanın hasar gören ozon tabakasını telafi edecek bir gök kalkanı yapar. Daha sonra yaşlanma sürecine girerek, 2024 yılına kadar ecelinin gelmesini bekler. Yalnız Zeist ‘den acımasız General Katana, o kadar da sabırlı değildir ve Connor’ın derhal ölmesi için girişimde bulunmaya başlar. Katana’nın bu hamlesi ile tekrar ölümsüz olup gençleşen Connor ise, Ramirez’in ismini çığırarak onun tekrar dirilmesini ve son bir maceraya daha atılmasını sağlar….. Eğer seriden bağımsız bir film olarak bakarsak oldukça eğlenceli bir fantastik film olan “Highlander II: The Quickening“‘i, İskoçyalı kronolojisi içinde değerlendirirsek ayrık otu gibi görünmektedir. O nedenle bir çok İskoçyalı hayranı bu filme üvey evlat muğamelesi yapar. Ama kişisel olarak ben genede oldukça eğlendirici bulurum.

File:Duncan1-1-.jpgDuncan MacLeodAdrian Paul‘un canlandırmış olduğu, bu “franchise”nin ikinci ana kahramanıdır. 17.yy başlarında gene sıradan bir iskoç köyünde sıradan bir iskoç köylüsü iken başından travmatik bir ölüm hadisesi geçer ve “mucizevi” şekilde canlanıverir. Connor gibi o da, batıl inanışlı halkı ve ailesi tarafından köyünden kovulur ve sonunda bir şekilde kendisine akıl hocalığı yapacak Connor Macleod’la karşılaşır. Ondan “gathering” ve ölümsüzler hakkında herşeyi öğrenen Duncan artık, yüzlerce yıllık hayatı boyunca o macera senin bu mecara benim atılarak (birazda alemin jandarması gibi, yandım Allah diyenin yardımına koşarak), bu oyunun en zorlu ölümsüzlerinden biri olup çıkar (bkz.  Highlander: TV Series, Youtube’da full 6 sezon yüklüdür)…. ve (Ramirez’in Connor için hayatını feda etmesi gibi), bir noktadan sonra Connor’da Duncan için hayatını feda eder ve böylece Duncan’nın en güçlü (ve elbette turnuvayı kazanabilecek en favori) ölümsüzlerden biri olmasını sağlar (bkz. Highlander: Endgame). Zaten şekilde de görüldüğü gibi Duncan, Connor’dan miras kalan ejder başlı kılıcını tutuyordur (ki hatırlarsak, Connor’ada Ramirez’den miras kalmıştı, ;) )…. “Turnuvanın” en sonunda ise oyunu alnının akıyla ve teriyle kazanan yegane kişi olmayı hak eder ve böylece vaat edilen ödülün ne olduğunu öğrenmiş oluruz (bkz. Highlander: The Source). … * Kişisel görüşüm; Christopher Lambert’ın inceliğinden sonra, ilk başta Adrian Paul’u bu rol için fazla yarma gibi bulmuştum, ama dövüş sanatlarındaki kıvraklığı ve katanayı ustaca sallaması gönlümü çelmedi desem yalan olur. Sonuçta rolünün gerçekten hakkını vermiş, hatta bazı açılardan Christopher Lambert ‘ın karizmasını bile geçmiştir.  … bu arada Duncan’nın (Highlander: The Source) ‘da kazandığı oyunun büyük ödülü ise “ölümlülükmüş” :P

File:Highlander-search-of.jpegColin MacLeod; M.Ö 125 yılında, Romalıların Britanya adasını işgali sırasında ölümsüz olmuş bir iskoçyalıdır (bir bakıma Macleod’ların ilkidir). … Kendi ütopyasını kurmaya çok meraklı bir roma generali olan Marcus Octavius, tüm biritanyayı işgali sırasında, Colin’in tüm klanını ve karısını öldürür. Ama tam Colin’i ağır yaraladıktan sonra öldürecekken, hasbel kader, Colin’in atı kutsal topraklara girer. Marcus, kutsal topraklarda kan dökemeyeceği ve onun bu yarayla zaten çok yaşayamayacağını sandığı için çeker gider. Ama Bu ölüm travmasından sonra bir ölümsüz olduğunu anlayan Colin, bundan sonra ki tüm hayatını ve enerjisini Marcus’un peşine düşüp ondan intikam almaya harcayacaktır. Böyle böyle Marcus’un peşinde koştura koştura seneler geçer ve sonunda, post apokaliptik bir çağda Colin, ezeli düşmanı Marcus’un gene iznini bulur. Marcus, büyük bir metropolde kendi ütopya anlayışına göre Feodal kalelere benzer bir kurtarılmış bölge kurmuştur. Yalnız kendi kalesinin dışında yaşayan tüm şehir halkı kıtlık, virütik salgın hastalık ve savaşlarla can çekişmektedir. Bu şehirde yaşayan ve, Collin’in ilk karısına çok benzeyen bir hayat kadını, Marcus’ın kalesinde bulunan bir ilacı alıp, kale dışında kalan herkese yardım etmek için Colin’den yardım ister. Tek derdi, Marcus’ın kafasını kesmek olan Colin ise, kadınla anlaşarak işbirliği yaparlar; Colin ona ilacı kale içinden almasına yardım edecek, Kadın ise ona Marcus’u bulması için yardım edecektir…. (bkz. Highlander: The Search for Vengeance).

Spoiler; Sonunda gene binbir badireden sonra, Colin ve Marcus arasındaki nihai düello gerçekleşir, ve Collin, Marcus’un kafasını kestikten sonra aldığı Quickening enerjisi ile tüm virus’ü yok eder, ve tüm şehri kurtarır… Açıkçası Bu çizgifilm, “franchise”ye gerçekten kaliteli bir iş katan ender yapımlardan biridir, çünkü bir kere bu çizgi filmin yönetmeni Yoshiaki Kawajiri,dir, ki Animeciler mutlaka bilir Kawajiri,  Wicked City, Ninja Scroll, ve Vampire Hunter D: Bloodlust…., gibi oldukça sağlam animelere imza atan Japon animasyon yönetmenidir. Açıkçası onun yorumu ve çizgileri ile İskoçyalı evrenine bakmak benim için oldukça zevkli olmuştur.

Last of MQuentin Macleod; Ülkemizde bir ara yayınlanan çizgi diziler kervanından olan çizgi diznin baş kahramanı ve post-apokaliptik bir zamanda yaşayan Connor Macleod’ın halefidir…. (bkz. Highlander: The Animated Series, 1994). Dizideki hikaye şu şekilde geçer;

Uzak bir gelecekte, meteor çarpması sonucu doğan büyük bir felaket, insan uygarlığına büyük ölçüde zarar verir. Bunun üzerine, (İlk filmin kahramanı) Connor MacLeod liderliğinde bir grup ölümsüz, kendilerine Jettator (Fransızca; Atarlanan) diyerek, birbirlerinin kafalarını kesmek ve oyunu körü körüne oynamak yerine, insanlık mirasını ve medeniyetini korumak için yemin ederler. Ama kötü kalpli bir ölümsüz olan Kortan, yemin etmeyi red eder, ve gene eskisi gibi diğerlerinin kafalarını kesip tüm dünyaya hakim olmayı amaçlar. Bunun üzerine Kortan’a düelloda meydan okuyan Connor, yenilir ve öldürülür. Ancak Connor’ın ölümü, yeni bir Ölümsüzün doğup Kortan’ı yok edeceğine dair bir kehaneti ortaya çıkaracaktır.

Bu olaydan sonra 700 sene geçer. Kortan, Gezegenin büyük bir kısmını kontrolü altına almıştır. Geri kalan bir grup ölümsüz ise ya saklanmakta yada, kalan “atarlananlardan” bir grup hala ona karşı savaşmaktadır. O sıralarda ise başka bir yerde, gene Macleod klanından Quentin adında bir genç, klanını savunurken öldürülür, ve mucizevi şekilde tekrar hayata geri döner. Quentinin annesi, ona gerçeği, yani Macleod klanından, Macleod’ların sonuncusu olduğunu açıklar. Ve sonra kahramanımız akıl hocası Jetattor (Atarlanan) Don Vincente Marino Ramirez (Aslında aynı Ramirez) ile tanışır. Dizi boyunca, Ramirez’in rehberliği ve yoldaşlığında Connor’un mirasını devralan Quentin, Kortan’a karşı olan Jetattorların (Atarlananları) ‘ın güç ve bilgisini kendisinde toplayarak, hem Kortan’ın tiranlığına son verecek hemde dünya uygarlığını tekrar kurtaracak seviyeye gelmeye çalışır. Tüm bu bilgi ve gücü kafaları keserek değilde paylaşarak elde ettiği için de, Bir bakıma orjinal Higlander’dan daha “soft” bir tarzda ilerler. Gerçi nede olsa TV’de yayınlanan çizgi-dizidir bu, ne kadar “hard” olabilir ki :P….

2 sezon 40 bölümden oluşan dizinin sonunda Quentin ve Kortan arasında geçecek nihai düelloya asla varılamaz. Zira bu final düello, “Highlander: The Last of the MacLeods, 1995” adlı bir video oyununa bırakılmışmış (* gerçi sonradan öğrendim ki, orda da asıl finale varılmıyormuş, bkz. spoony). Her ne kadar Higlander evrenindeki ana kronolojiyi çarpıtsada (ve çizgileri günümüz beğenisine göre biraz eski-moda kalsa da), bence meraklısı için gerçekten seyre değer bir yapım sayılabilir.

* Son olarak, PS3 ve XBox 360 gibi modern konsollarda oynanması için yapılması planlanan ama 2010’da iptal edilen Highlander; The Game oyunu da vardı. Baş kahramanı, Connor ve Duncan’nın atası Owen MacLeod olacak bu oyunun hikayesi 2000 sene önce başlayıp günümüze kadar sürecek bir macerayı kapsıyordu. Ama kısmet olmadı işte .

Kaynaklar;

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s