Üstad Der ki …

Üstad Kung (Konfiçyus) (← tıklayın) hakkında ki yazı dizimizin bu 2. bölümünde Üstad’ın Lun-Yü, Gia-Gü ve Li-Gi kitaplarındaki seçmelere yer vereceğim. Bu seçmelerde Üstad’ın öğrencileri ve çevresindekiler arasındaki diyologlar, Üstadın bazı özdeyiş ve tespitleri yer alacaktır. Ama başlamadan önce belirtmem gerekir ki, Üstad tüm felsefesini, ve felsefesini çıktısı sayılabilecek tespitlerini, antik Çin zamanında (MÖ ~550-480), bir çok hırslı ve yoz idarecinin başta olduğu sert siyasi karışıklıklar sırasında, yapmıştır. O nedenle, her ne kadar felsefesinin özünde evrensel bir ahlak tanımında bulunsa da, bazı sert tespit ve hükümlerinin hedefi direk bu hırslı ve açgözlü idareciler ve politikacıların eylemleridir; zira ona göre onların bu eylemleri (yani bencil çıkarcı anlayışları) yüzünden, ortak payda da huzur bulunamaz ve ülkeye refah gelemez. Gerçi bu çağımızın artık canavarlaşmış Kapitalist ve Liberal sisteminde hemen herkes ister istemez hırslı ve açgözlü olmak durumdan kaldığı için, eminim çoğumuz onun bu tespitlerinde gocunacak çok şey bulacağız. Şimdi Bakalım Üstad ne demiş;

  • “Şiirler Kitabı”nın 300 parçası tek sözde toplanmıştır; Kötü şey düşünme !
  • Barış bahis konusu olduğunda savaşa, Savaş bahis konusu olursa barışa hazır olunmalı.
  • Seçkin darlıkta da sağlam kalır. Bayağı kişi darlığa düşerse küstahlaşır.
  • Yolsuz saygı dalkavukluk olur, yolsuz ihtiyat korkaklık olur, yolsuz cesaret isyan olur, yolsuz doğru söz kabalık olur. (Kısacası herşeyin bir yolu yordamı olmalı)
  • Seçkin bir araç değildir. (Burda anlatılmak istenen, seçkinin aslında bir “ara eleman” olmadığı, onun uzmanlığının olaylara yukardan bakmak ve yönetmek olduğudur. İronik bir şekilde bu bize, tıpkı böyle hiç bir özel bilgi vermeyen, yalnız genel bilgi vermek isteyen eğitim sistemimizi hatırlatır)
  • Seçkin ödev içindir, bayağı kazanç içindir.
  • Seçkin kişi nefsini akliyle idare eder ve gerçek cesareti ödevlerini sarsılmadan yerine getirmekte bulur. Bayağı kişi nefsiyle aklını yönetir ve gerçek cesareti saygısızlıkta bulur.
  • Bilen araştıran kadar ileri değildir, arayan durulmuş kadar ileri değildir.
  • Üç şeyden arın; kesin kanı, peşin yargı ve bencillik.
  • Bilgelik şüphelerden kurtarır, seçkinlik dertlerden kurtarır, kararlılık korkudan kurtarır.
  • Bazıları bizimle birlikte öğrenebilir, ama bizimle birlikte hakikate erişemez. Bazıları bizimle birlikte hakikate erişebilir, ama bizimle birlikte içlerini sağlamlaştıramaz. Bazıları bizimle birlikte içlerini sağlamlaştırabilir, ama bizimle birlikte olayları tartamaz.
  • Eğer bir memleket doğru yolda ise, insan, sözlerinde de, yaptıklarında da cesur olabilir. Eğer memleket doğru yolda değilse, insan, yaptıklarında cesur ama sözlerinde ihtiyatlı olmalıdır.
  • Kimin aklı varsa, mutlaka iyi konuşur, ama kim iyi konuşursa mutlaka aklı var demek değildir.
  • Seçkin kişinin mutlaka cesareti vardır, ama her cesur seçkin değildir.
  • Kesin kararlılıkla az konuşma birleşti mi adam gibi adamsındır. Adam gibi adam olmak, Adamlık…. Konfiçyusimz’im bel kemiği sayılabilecek ve sık sık eserlerinde geçen bir terimdir;… Asılda Konfiçyus öğretisinin en önemli kavramlarından biri olan “Jen” kastedilmektedir burada. Bu kavram esasen “insan” kavramıyla bağımlıdır. Bu kelime genel olarak; İnsanlık, iyi niyetlilik, kusursuzluk olarak açıklanabilir. Bunların hepsini alan bir kelime olarak Türkçeye “adam”, “adamlık” yada “adam gibi adam” deyimleri şekilde çevrilebilir. Burada her hangi bir seksist bir ima yoktur, adamlık hem kadın hem erkeği kapsayabilir. Belki bunun yerine “İnsanlık” kelimesi kullanılabilirdi ama Hümanizm ile karışmaması açısından “Adamlık” seçildi. Ayrca antik çin’de (ve genellikle hemen her yer ve zamanda) erkekler sosyal hayatta görece daha aktif diye “adam” kelimesini tercih edilmiştir. Kısacası, bu “Adamlık” kelimesiye kastedilen; insanlığı kendisinde ve başkalarında, mümkün olduğu kadar çok geliştirmek ve bütün insanları doğruluğa ve sevgiye bağlı bir şekilde yetiştirmek gibi sosyal bir ülkü kastedilmektedir. 
  • Eğitim görmemiş bir halkı savaşa sokmak, onları yok olmaya mahkum etmektir.
  • En saygı değer insanlar dünyadan el etek çeker. Onların aşağısındakiler, belirli bir yerden çekilirler. Daha aşağı olanlar kötü tavırlar karşısında çekilirler. Daha aşağıdakiler ise sözler karşısında çekilirler. (Sanırım en aşağılık olanlar da, pişkin bir şekil, neye olursa olsun tutundukları dala yapışanlardır o_O)
  • İnsanlık ilkelerine bağlı ve sağlam iradeli bir insan, insanlığına zarar verecek bir hayat arzulamaz. Evet, hatta insanlığını kaybetmemek ve hatta mükemmelleştirmek için kendini öldürenler bile vardır.
  • Güzel konuşan insanlar tehlikelidir.
  • Bayağıların yanlışları süslüdür. (Yani Bayağı insan daima hatalarını örtmeye çalışır)
  • Uzağı düşünmeyen üzüntüye yakındır.
  • Herkes kendi kendisini yetiştirmelidir.
  • Üstün kişi kendine iş yükler, bayağı kişi başkalarından iş bekler.
  • Üstün insan yeteneklerinin olmayışından üzüntü çeker, insanların kendilerini tanımayışından değil.
  • Üstün kişi kendi değerini bilir, ama kavgacı değildir, uysaldır ama kendini bayağılaştırmaz.
  • Üstün kişi, insanları sözlerine göre seçmez ve insanlara bakarak sözlerini de red etmez. (Yani görüntüye, ambalaja kanmayın diyor)
  • Üstün kişi, adı anılmadan dünyadan ayrılma düşüncesine düşmandır. (Yani bir şey yaratmadan üretmeden, sadece tüketerek yaşamayın diyor…)
  • Bazılarına üstün değer vererek, denemek gerekebilir. (yani, saygı görüyor, üstün tutuluyor ve seviliyoruz diye hemen şımarmayalım)
  • Yoldan neden gidilmediğini biliyorum; Akıllılar onun üzerinden aşarlar, budalalarsa ona erişemezler. (Benim için en favori sözlerinden biri; …. İnanç Doğrulamaları yazımda da dediğim gibi, Akıllı ve zeki insanlar bile elbette hata yapabilir yanlış yola sapabilir; ama “çok akıllı” oldukları için bu hatalarını savunmada, “aptallara” nazaran, daha hünerli olurlar.)
  • Seçkin işle konuşur, aşağı diliyle. (Peynir gemisi lafla yürümez lafının antik-Çin versiyonu)
  • Seçkin kişi yeteneklerini saygı göstermek için kullanır, bayağı kişi de aksini.
  • Kaypak sözler ve gülücü tavırlar nadir olarak ahlaklılıkla bir arada bulunur.
  • Kaypak sözler, yüze gülücü tavırlar, mübalağalı nezaket – bunlardan utanırım. Hıncını saklamak ve düşmana dost gibi görünmek – bunlardan da utanırım.
  • Ödevi temel almak, davranışlarında zariflik, sözlerinde alçak gönüllülük, sözünde sadık oluş. Bunu yapabilen gerçekten üstün insandır.
  • Ustaca sözler manevi değerleri bozar. Küçük şeyleri hoş görmeyiş büyük planları bozar. (Ustaca sözlerden kasıt, laf cambazlığı ile olayları işine göre çevirme kabiliyetidir. “Küçük şeyleri hoş görmeyişten” kasıt ise, fazla takıntılı olup en küçük şeylerden kapris çıkartmanın, uzun vadede negatif birikim yapabileceğidir )
  • Bir hata yapıp da kendi kendisini düzeltmemek, batmak demektir.
  • Üstün insan yemek değil, hakikat ister. Saban sürerek kıtlığa düşülebilir; öğrenmekle ekmeğe varılabilir. Üstün insan yoksulluk için tasalanmaz, hakikat için tasalanır.
  • Faydalı 3 çeşit dost ve zararlı olan 3 çeşit dost vardır; Dürüst, Dengeli, tecrübeli insanlarla dostluk faydalıdır. Yapmacık, içten pazarlıklı, gevezelerle olan dostlık faydasız hatta zararlıdır.
  • Faydalı 3 çeşit zevk ve zararlı 3 çeşit zevk vardır; Sanat ve Kültür yolu ile nefsine hakim olma zevki, başkalarının meziyetleri üzerine konuşma zevki, bir çok değerli dostu olmak zevki, bunlar faydalıdır. Şatafat, Boş gezme (tembellik) ve Oburluk, zaralıdır.
  • Değerlilere, sanki ona erişemeyecekmiş gibi bakmalı, değersizlere sanki eli kaynar suya girmiş gibi kaçmalı.
  • Yaratılıştan bütün insanlar birbirine yakındır, alışkanlıklarla birbirinden uzaklaşırlar.
  • Yalnız en yüksekteki bilginlerle en aşağıdaki budalalar değişmezler.
  •  “Ayinler” denir, “Ayinler” denir; gerçekten mücevher ve ipek demek midir bunlar ?. “Musiki” denir, “Musiki” denir; Gerçekten çanlar ve davullar demek midir bunlar ? (yani içi boş, sadece dekordan ibaret olan ritüel ve sanatın hiç bir yaramayacağını söyler )
  • Kimden 40 yaşındayken başkaları nefret ediyorsa, artık ömrünün sonuna kadar bu böyle gider. (İlginçmiş bu da !!!)
  • Herkesin aşırılığı kendi benliğine uygundur. Aşırılığı görmekle, bir insanı tanımak mümkündür.
  • Şimdiye kadar, kendi kusurunu gören ve içinden kendi kendisini suçlandıran kimseye rastlamadım. (Usta, Valla yeminlen ben bol bol öz eleştiri yapıyorum :P)
  • Öğretmeye çalışmadan hemen kusursuzluk istemek zalimliktir.
  • Bir öğrencisi Üstadı tanımlarken dedi ki; “Üstün kişiler arasında bilge olarak tanınmak için tek bir söz yeter, bilge olmadığını göstermek için de tek bir söz yeter. Onun için sözlerde dikkatsiz olmamalıdır. Üstad’ın erişilmezliği, göğe merdivenle erişilemeyeceği gibidir.”
  • Seçkin kişi kendi kendini düzeltir, başkalarından bir şey beklemez; böylece içinde hınç,  öfke bulunmaz.
  • Seçkin kişi soğukkanlı kalır ve kaderini, ruh sükunetini kaybetmeden karşılar. Ama bayağı kişi hak etmediği mutluluğu ele geçirmek için hile ve kalleşliğe baş vurur (ve bunu elde edemeyince, iyice çıldırır).
  • Okçuyla seçkin kişi bir noktada birbirlerine çok benzerler; Okçu da hedefi vuramazsa, döner ve kusuru kendinde arar. (özeleştiri gerçekten çok önemli azizim !)
  • Gerçek hayat sanatına ancak, her durumda ince düşünceli ve böylece, kendiliğinden doğru davranan insan erişebilir… Ama bu ince düşüncelik insanın kendi kendine kazanması gereken bir şeydir. Dışarıdan zorla verilmez, verilse bile yapmacık ve iğreti duracaktır.
  • Seçkin iç değerleri sever, bayağı adam dünya değerlerini; seçkin kanunu sever, bayağı göze girmeyi.
  • Saygı değer birini görürsen, onun gibi olmayı düşün. Eğer saygı değmez birini görürsen, kendi içini gözden geçir (yani kötü örnekten ibret al ).
  • Aydının esas amacı hakikattir; eğer biri üstüne başına ve ne yediğine ne içtiğine dert ediniyorsa, henüz söze karışacak kadar olgunlaşmamıştır aslında.
  • Seçkin konuşmada ağır, işte çabuk olmayı sever. (yani az laf çok iş)
  • Seçkin kişi yemekte doymayı, barınmada rahatı aramayan, işte hamarat, konuşmada dikkatli olan, kendini iyileştirmek için prensip sahibi olanlara yaklaşan kişidir; Seçkin kişi öğrenmeyi seven kişidir.
  • Sadece “adam” olan sevebilir ve nefret edebilir.

* Birisi dedi ki; “Yung adam gibi adamdır, ama güzel konuşamaz.”. Üstad karşılık verdi; “”Güzel konuşmayı ne yapacak ? Kim halkın karşısına hep ustalıklı bir dille çıkarsa, her zaman insanların nefretini üzerine çeker.  Acaba o tam adam mıdır, bilmem bunu, ama güzel konuşmayı ne yapacak ?” (Gene görünüşe ambalaja kanmayın, içeriğe bakın temalı bir anekdot)

* Birisi dedi ki; “Kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi nasıl bulursunuz ? “. Üstad dedi ki; “Ya o zaman iyiliğe neyle karşılık verilecek ? Kötülüğe doğrulukla, iyiliğe iyilikle karşılık verilmeli.”

* Bir yönetici Üstad’ın yanına geldi ve sordu; “Pu bölgesinin halkı çok dik kafalı. Şehirde, idareleri çok zor, güçlü insanlar var. Onları nasıl yönetebilirim ? “. Üstad dedi ki; “Ciddilik ve titizlikle cesurlar el altına alınabilirler. Yüksek kalplilik ve adaletle güçlüler kendine çekilebilirler. Sevgi ve saygı ile darda olanlara yardım edilebilir. Tatlılık ve kesin kararlılıkla, entrikacılar yola getirilebilirler. Eğer bunları uygularsan, yönetim zor bir şey değildir. “

* Üstad’a sorular; “İşte çalışacak insanlar (memurlar) nasıl seçilmelidir ?”. Üstad dedi ki; “Herkese yapabileceği iş verilmeli. Hazır cevapları, başkalarının sözünü kesenleri ve çok konuşanları almamalı” … ve ekledi; “Hazır cevaplar açgözlüdür, söz kesenler terbiyesiz, gevezeler içten pazarlıklıdır…. Bir memurda her şeyden daha önemli olan taraf onun güvenilir olmasıdır, bilgisi ve yetenekleri ondan sonra gelir. Güvenilir olmayıpta bir çok yetenekleri olan yırtıcı bir hayvana benzer, böylesine yaklaşmamalıdır.”

* Üstad dedi ki; “Ben öldükten sonra Şang (Bir öğrencisi) günden güne ilerleyecek, Si (Başka bir öğrencisi) ise günden güne gerileyecek”. Karşısındaki sorar ; “Neden ?” . Üstad yanıtladı; “Şang, kendinden daha akıllı insanlarla düşüp kalkmasını sever, Si ise, kendinden daha aşağı-akıllı olanlarla…” ve ekledi “Eğer sen bir oğulu tanımıyorsan, babasına bak; eğer bir adamı tanımıyorsan, onun dostuna bak; eğer bir hükümdarı tanımıyorsan, onun elçisine bak; eğer bir memleketi tanımıyorsan onun bitkilerine bak.”

* Dseng Dsi (Üstadın en iyi öğrencilerinden biri) dedi ki; “Samimi olunca çok geçmeden laubali olunur. Ama Resmi olunca, insanlar birbirine yakınlaşamaz. Onun için seçkin kişi ancak tatlı bir samimiliğe kadar içli dışlı, törenin şekillerini koruyacak kadar resmi olarak başkalarıyla düşüp kalkar.”… Üstad bunu duydu ve dedi ki; “Çocuklarım, bunu aklınızda tutun ! Çünkü Şen gerçekten töreyi bilir.”

* Üstad vali olduktan 1 hafta sonra, dik kafalı bir yüksek-memuru idam ettirdi, ve ölüsünü 3 gün açıkta bıraktı. Ona bunu neden yaptığı (yani neden böyle aşırı sert bir ceza verdiği) sorulunca, Üstad dedi ki; “… Dünyada 5 ağır suç vardır ama haydutluk ve hırsızlık bunların arasında değildir. Birincisi asi tabiatla birlikte gözü peklik. İkincisi aşağı bir yaşayışla birlikte inatçılık. Üçüncüsü yalancılıkla birlikte çenesi kuvvetli oluş. Dördüncüsü herkesin ayıbını aklında tutmakla birlikte çok tanıdığı olması. Beşincisi kötülüğe (haksızlığa) yönelimle birlikte bunu süsleme kabiliyeti. Bu 5’inden biri bile bir kişide bulunursa, o, seçkin kişilerin kendisini mahkum etmesinden kurtulamaz. Ama o yüksek-memurda bunların 5’i de vardı. Aldatıcı sözlerle herkesi kandırabilir, kurnazlığı ile adaleti aksine çevirebilir ve kendisini yaptırımlardan bağımsız kılabilirdi. Böyle biri, insanlar arasında en büyük canidir ve ortadan kaldırılmasından başka yolu yoktur.”

* Bir Duka, Kung’u yanına çağırttı ve sordu;  “Tsin Dukası Mu’nun memleketi ufaktı ve uzak bir köşede idi, ama genede hegemonyayı eline geçirmiştir, Nasıl oluyor bu ?”. Kung cevap verir; “Tsi Dukasının memleketi küçüktü ama amaçları büyüktü. Bulunduğu yer sapa idi ama, yönetimi ortada idi. 5 koyun postu karşılığı köle olarak satın aldığı bir adamın kendi elleriyle bağlarını çözmüş ve onunla 3 gün konuşmuştu. Ondan sonra memleketin yönetimini ona emanet etti. Bu bakımdan, eğer o istemiş olsa idi kral bile olurdu, hegemonya azdı bile ona.” (Üstad böyle bir cevap vererek, sınıfı ve statüsü ne olursa olsun gerçekten bilge insanları seçip işe alınmasını ve saygı gösterilmesini teşfik etmeye çalışır. Zira Tsin dükası da, köle olarak aldığı bir adamın bilge ve aklı başında olduğunu anlayınca ona yönetimde iş vermiştir. Duka, gerçekten bilge insanları seçmesini bilip onlara iş verirse yönetimde her zaman başarılı olabilecektir.)

* Ustad Kung’a Ölümden sonraki hayat ve Tanrılara hizmet hakkında sorulduğunda, o dedi ki; “Daha bu hayatın ne olduğunu bilmeden ölümden sonraki hayatı nereden bilebiliriz”… “Daha insanlara hizmet edemezken, Tanrılara nasıl hizmet edebiliriz”.

* Üstad’a idarede yetki verilirse nereden başlayacağı sorulduğunda, Üstad dedi ki;  “Hiç şüphesiz önce kavramları açıklamakla başlarım.” Kung burada hem ülküleştirilmiş bir feodal düzen ütopyasını benimsetmek istediğini anlatır, diğer yandan da kavram kargaşası dolayısıyla insanların dış alem karşısında güçsüz ve çaresiz kaldığına dem vurur. Diğer bir deyişinde de demişti ki; “Köşeleri olmayan bir köşeli çanak, bu nasıl köşeli çanak !”. Üstad bu lafı, eskiden köşeli yapılan sungu kaplarının artık yuvarlık yapılmasına rağmen isminin halen “köşeli çanak” kalmasını işaret ediyor. Aslında bir yandan, eski çağlarda artık adlarından başka ortak taraf kalmamış olan zamanının müesseselerine de gönderme yapmak istiyor.

* Üstad Kung hayatının en zor zamanlarındaki sürgün yıllarında, insan hayatının hiçliğini büsbütün anlaması için bir deliye rastlaması gerekmişti. Bu, her halde bir bilge olacaktı, ama kendisini bir deli gibi gösteriyor, ve böylelikle zamanın budalalıklarından, düzensizliklerinden ve tehlikelerinden kurtulmuş oluyordu. Deli şu şarkıyı söylemeye başladı;

Fong Kuşu, Fong Kuşu,
Nasıl da uçtu parıltın !
Ama olanlar oldu artık,
Koru bundan sonra kendini !
Bırak, boşuna yorma canını !
Kim bugün devlete hizmet etmek isterse,
Kendisini atar tehlikeye ! (Lun Yü, 18,5)

* Üstad bir öğrencisine dedi ki “Yu, sen 6 sözü ve 6 karartmayı duydun mu ?”. Dsi Yu duymadığını söleyince, Üstad dedi ki “Otur sana söyleyim; Seçkinliği sevmek ama öğrenmeyi sevmemek; bu karartma deliliğe götürür.  Bilgeliği sevmek ama öğrenmeyi sevmemek; bu karartma ölçüsüzlüğe götürür. Doğruluğu sevmek ama öğrenmeyi sevmemek; bu karartma zarara götürür. Doğru sözlülüğü sevmek ama öğrenmeyi sevmemek; bu karartma kabalığa götürür. Cesareti sevmek ama öğrenmeyi sevmemek; bu karartma düzensizliğe götürür. Kendine güveni sevmek ama öğrenmeyi sevmemek; bu karartma garipliklere götürür.” (burada kendisine ve başkalarına zarar verecek davranışlar anlatılmakla birlikte, öğrenmenin ve kişisel eğitimin önemi vurgulanıyor)

* Bir öğrencisi dedi ki; “Üstün kişide kin olur mu ?”. Üstad dedi ki; “Kin olur. O, bazı insanların kötülük yapmasına kin duyar; Aşağı rütbede olup yukardakilere iftira edenlere kin duyar; töre nedir bilmeyen cesurlara kin duyar; Dar görüşlü ama dediğinden dönmez inatçılara kin güder.”. Sonra dedi ki; “Senin de kin güttüğün birileri var mıdır ?”. Öğrencisi; “Ben şurdan burdan bir şey kapıp bunu bilgiymiş gibi satanlara kin güderim. Kendini cesurmuş gibi gösteren haddini bilmezlere kin güderim. Sırları ulu orta söyleyip, bunu doğrulukmuş gibi gösterenlere kin güderim.”

* Üstad Kung gençlik yıllarında Lo Yang’ı gezerken, devlet arşivi nazırı ve kral hazineleri gözcüsü Laotse (Laozi; Taoism’in kurucusu olduğu kabul edilen filozof) ile töre hakkında bir şeyler konuşmak istemiş. Laotse onu dinledikten sonra demiş ki; “Senin adlarını andıklarının hepsinin kemikleri toz olup gitmiş, geriye sadece sözleri kalmıştır. Eğer bilge kendisine iş veren bulursa, o zaman arabayla gezer. Yok, bunu bulamazsa, o zaman yaya gider. Derler ki iyi bir tüccar malını sıkı sıkı saklar ve sanki hiçbir şeyi yokmuş gibi davranır. Tam bir bilgede kendisini bir budala gibi gösterir. Gösterişli tavırlarını, doymak bilmeyen isteklerini, özentili konuşmalarını ve aşırı saygını bir tarafa bırak. Bütün bunların sana faydası yoktur.” (Bu hikayenin çok sonradan, Laotse’ciler tarafından uydurulmuş olduğunu biliyoruz, zira aslında Laotse, Kung’dan yüzyıllar sonra, IV. yy’da yaşamıştır. Ama bu hikayeyi buraya alışımızın sebebi, tarih boyunca Kung’un öğretisinin ne yolda hücuma uğradığını göstermektir. Taocular, Konfiçyusçulara karşı idiler ! … ve yukardaki yalan anekdottan anlaşıldığı gibi Konfiçyusu tam olarak anlamadan saldırıyorlardı. Zira Üstad Kung’un bizzat kendisi gösterişli tavırları, doymak bilmeyen istekleri, özentili konuşmaları ve aşırı saygıyı eleştirmiştir… )

*

*

*

*

*

*

*

*

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s