İnanç Doğrulamaları

ararsan bulursun…

Maalesef hepimiz kendimizi kandırıyoruz. Üstelik bunu o kadar doğal ve kolayca yapıyoruz ki, kendi ruhumuz bile hiç birşeyin farkına varamıyor. Aslında bu çağımızın kronik bir sorunu, öyleki, tüm anlaşmazlıklar, yanlış anlamalar, kanlı kansız kavgalar hep bu dışa vurduğumuz bilişsel reflekslerimiz nedeni ile vuku bulmakta. Her ne kadar bu bilişsel reflekslerimiz bize atalarımızdan , yani eski çağın yaşam koşullarından miras kaldı ise de, hızla değişim geçiren ve habire bilgi bombardımanına uğradığımız bu hayatta bu tarz refleksler işe yaramak şöyle dursun, durumları daha da kronikleştiriyor….. İşte bu tarz bilişsel refleklerimizin, Michael Shermer tarafından özetlenmiş açıklamalı sınıflandırması (Michael Shermer, İnanan Beyin, Kısım IV: Görünen şeylere inanış, bölüm 12: İnanç Doğrulamaları). Umarım bir daha ki sefere, tespit yapma yada yargıda bulunurken daha bilinçli olabiliriz.

Ama başlamadan önce belirtmek isterim; İnanç burada, dini ve manevi inançlardan çok, dünyevi, maddi hayattaki tüm konularda (algılarımızın yanlış işleyişi sonucu) bulunduğumuz (ön) yargıları kapsamaktadır. Shermer’nın kitabında defalarca belirttiği gibi; Genel olarak, İnançları (yargıları) edindikten ve onlara bağlandıktan sonra, doğru olduklarını güvence altına alan bir dizi güçlü bilişsel kestirim aracılığı ile onları sürdürüp pekiştiririz. Kestirim bir sorunu sezgiyle ve deneme-yanılma yolu ile çözen zihinsel bir yöntemdir; genellikle kuralı çözecek kurallı bir araç yada formül olmadığında böyle kuralsız yöntemler sıklıkla başvurulur. Bu kestirimler bazen pratik yordamlar olarak anılmakla birlikte, daha çok bilişsel eğilimler olarak bilinirler; çünkü hemen her zaman önceden edinilmiş kavramlara uydurmak üzere algıları çarpıtırlar. Yani İnançlar (yada önyargılar) algıları ayarlarlar. Hangi yargı yada inanç sistemi söz konusu olursa olsun, bu bilişsel eğilimler duyularımızdan edindiğimiz bilgileri yorumlama tarzımızı şekillendirir ve dünyayı olmasını istediğimiz biçimine uyacak bir kalıba döker. Üstelik işin daha da kötü tarafı, bu inanç (yada ön yargı) doğrulamalarının zeka ile ilgisi yok; yani zeka inancı belirleyen bir etken değil, ve en “zekilerimiz” bile saçma sapan bir inanç yada ön yargı kalıbına körü körüne takılabilir. Üstüne üstlük bu kişiler “zeki” oldukları için inançlarını ve ön yargılarını rasyonelleştirmede o ölçüde usta olmaktadırlar. Yani; Akıllı ve zeki insanlar bile saçma şeylere inanırlar; çünkü akıl dışı sebeplerle vardıkları inançları savunmasa daha hünerli olurlar. 

Ön yargılar, yeterli veri ve delil olmadan varılan varsayımlar, çıkarımlar ve inançların yanılsamasına kapılmamak için “zeki-akıllı” olmaktan çok, bilinçli ve farkında olmakta fayda var. Ama ne yazık ki, salt bir objektiflikle, dünyayı olduğu gibi algılıyamıyoruz; en cahilinden en eğitimlisine kadar, en aptalından, en zekisine, hemen herkes bu biliçsel eğilimlerin pençesindedir; ve bunlara, aşağıda sınıflandırılan, İnanç doğrulamaları denmektedir;

Doğrulama eğilimi; En klişe eğilimlerden: Önceden var olan inançlara destek veren doğrulayıcı bulguları arayıp bulma, çürütücü bulguları ise göz ardı etme yada işine göre yorumlama eğilimidir…. Deney sonuçlarına göre, çoğu denek önce bulguları (verileri) değerlendirme ve ardından bir sonuca varmak yerine, kafasında olaya ilişkin bir anlatı kurmakta, ondan sonra karar vermektedir…. Bu eğilimin apaçık olan olumsuz sonucu, işimize gelmeyen bulguları göz ardı ederek, gelecekte başımıza büyük sorunlar açma olasılığıdır.

Sonradan Bakış eğilimi; Şimdiki bilgilere uyacak şekilde, geçmişi yeniden kurgulama eğilimidir. … Örn: Mesela büyük bir felaketten sonra herkes o felaketin nasıl engellenebileceği konusunda bol bol ahkam keser, ve sanki felaketin öngörülüp önlenmesi aslında çok kolaymış gibi gösterilir. Yada çok zor bir sınavın ardından, soruların doğru yanıtlarını görünce, sorular birden çok basitmiş gibi gelir. Ama iş işten çoktan geçtikten sonra….

Kendini Haklı gösterme eğilimi; Bir olaydan sonra davranışımızın yapılabilecek en iyi şey olduğuna inandırmak üzere kararımızı rasyonelleştirme eğilimidir…. Aslında bu eğilim çoğu zaman olumlu sayılabilir. Mesela hayatımızla ilgili kritik kararlar verirken, (evlenirken, iş değiştirirken… vb) seçimimizi yaptıktan sonra kararımızdan hoşnut kalmamızı sağlar ve bizi rahatlatır… Ama bazı durumlarda bu eğilimin olumsuzlukları da yok değildir; Mesela bazıları, kendi uzmanlık alanları ile ilgili yanlış bir saptama yaptıkları ortaya çıkınca, kendilerini haklı göstermek için inanılmaz bir çaba harcarlar (yani hatalarını asla kabul etmezler). Üstelik (yukarda da belirtildiği gibi), bu kişiler yeterince zeki ve ağzı laf yapan kişilerse, inançlarını ve hatalarını savunmada daha hünerli olabilirler…. Bu eğilimin en rahatsız edici sonucu, kişinin hatasını bir türlü kabul etmemesi yüzünden aynı hataların gittikçe kronikleşerek sürdürülmesidir.

Yakıştırma eğilimi; Kendi inanç ve davranışlarımıza, başkalarınkinden farklı sebepler yakıştırma eğilimidir… Genelleştirerek anlatırsak, çoğu insan kendi inançlarının rasyonel savlara dayandığına inanırken, başkalarının inançları konusunda duygusal davrandığını düşünme eğilimindedir. … İnanç konusunda düşünsel sebepleri duygusal sebeplerden üstün sayma yönündeki yakıştırma eğilimi, insanların dünyaya, özellikle sosyal dünyaya ilişkin algılarını olumlu göstermelerini sağlayan daha geniş çerçeveli bir kendine yontma eğiliminin dışa vurumudur.

Bağlı bedel eğilimi; İnanca (yada bir yargıya) bağlanmış bedelden dolayı bir şeye inanma eğilimidir…. Kendini haklı gösterme eğiliminin başka bir türüdür…. Yapılan bariz bir hatayı, güçlü ve “sanki” haklı bir argümanla haklı göstermek için bu eğilime başvurulur…. Mesela; G.W. Bush 4 Temmuz 2006’da ki bir konuşmasında “Görevi yerine getirilmeden önce çekilmekle, Irak’ta yaşamını yitiren 2527 askerin fedakarlığının boşa gitmesine asla izin vermeyeceğim” der. Yani Irak’ın işgal etmekle yaptıkları hatayı, orda ölen askerlerin bedelini ödetmekle, örtbas edip üste çıkmak ister !

Statüko Eğilimi; Kısaca alışıla gelmiş olanı, yada çoğunluğa uymayı tercih etme eğilimidir. … bu eğilim aslında biraz tembellik, biraz umursamazlık, birazda çoğunluğa uyum sağlamanın güveni şeklinde belirebilir… Mesela; bazı ülkelerde tüm vatandaşlar otomatikman organ bağışçısıdır, ve eğer organlarınızı bağışlamak istemezseniz, bunun aksi doğrultuda bir belge doldurmanız gerekir. Ama bazı ülkelerde bu durum tam tersinedir… Kolayca tahmin edileceği gibi, vatandaşı otomatikman organ bağışçısı olan olan ülkelerde, olmayanlara nazaran daha fazla organ bağışçısı vardır…. Bazen bireysel  ve kolektif  kişisel çıkarlar pahasına bile olsa, genelde önerilen alternatiflere karşı mevcut sosyal, ekonomik ve siyasal düzenlemeyi yeğ tutarız. Peki ama Statüko eğilimi neden vardır ? Statüko halihazırda sahip olduğumuz şeyi temsil eder. Buna karşılık tercih değişikliyle elde edebileceğimiz şey çok daha riskli olabilir !

Sahiplenme eğilimi; Sahip olduğumuz şeye sahip olmadığımız şeyden daha fazla değer verme eğilimidir…. Buda gündelik hayatta en sık kullanılan eğilimlerdendir. Mesela kendi arabanızı 2. el olarak satarken olabildiğince yüksek fiyattan satmak isterken, 2. el başka bir araba alırken olabildiğince ucuz almak istersiniz. Yani mülkiyet başlı başına eşyaya değer katar. … Bu eğilim sadece maddi eşyalarda değil, manevi değerlerde de oldukça sık görülür. Mesela; çoğu anne-baba için kendi çocukları en iyisidir. Akrabacılık, aşiretçilik ve kabilecilikte grup bireylerine sahiplenme, onları diğer yabancılardan üstün tutma, onların bariz hatalarını bile görmezden gelme şeklinde görülebilir…. veya tuttuğumuz (fotbol, basketbol…vb) takım diğerlerinden çok daha iyidir, ve yahut en iyi millet bizim milletir, en iyi asker bizim asker… vb …vb

Çerçeveleme Eğilimi; Bilgilerin sunuluş biçiminden farklı sonuçlar çıkarma eğilimidir. … bu eğilim daha çok finansal ve ekonomik kararları etkiler. Bir malın 9.95 lira olması 10.05 lira olmasından çok daha iyiymiş gibi görünür, habuki arada sadece 1o kuruş vardır (sakız bile alınamaz !). … Daha bariz bir örnek ise şu şekilde sunulur; bir mal bir yerde 300 lira satılırken, uzak başka bir semtte aynı mal 150 liraya satılıyordur. Çoğu kişi 150 lira tasarruf etmek için zahmet edip yolculuk yapar. Ama 1500 liraya satılan bir mal, uzak başka bir semtte 1350 liraya satılıyorsa, 150 lira tasarruf için gene zahmet edip yolculuk eder miydiniz ?… Çoğu kişi, miktardan çok oransal değerlere baktıklarından, 2. durum için zahmet etmeye tenezzül etmez. Halbuki her 2 koşulda da aynı miktarda para tasarrufu olacaktır. … özelllikle pazarlama ve reklamcılıkta, bilgileri sunuş biçiminden insanları manipüle etmek oldukça sık rastlanmaktadır.

Dayanak alma eğilimi; Karar alırken geçmişteki (belki alakasız hatta keyfi) bir bilgi unsuruna fazlasıyla dayanma eğilimidir…. Aslında elbette karar alırken, konu ile ilgili unsurlardan dayanak almak akıllıca olur. Fakat bazen bu dayanak alma eğilimini öyle bilinçsizce uygularız ki, konuyla ilgisi alakası olmayan unsurları dayanak alabiliriz. … Mesela bir deneyde, deneklerden sosyal güvenlik rakamlarının son hanelerini vermeleri istenir. Daha sonra kendi şehirlerindeki hekim sayısını tahmin etmeleri istenir. Aslında her 2 unsur birbiri ile alakasız olsa da, sosyal güvenlik rakamlarının son hanesi yüksek olan kişilerin çoğunluğunun, hekim sayısını daha yüksek tahmin ettikleri tespit edilmiş. … Yani bir şey tahmin ederken yada karar alırken, insanlar genellikle bir referans noktasından dayanak alarak işlerini kolaylaştırma eğilimi taşırlar. Bu referans noktası çok alakasız ve keyfi olsa bile.

Bulunabilirlik eğilimi; göz önündeki emsaller temelinde, potansiyel sonuçların olasılıklarını belirleme, daha sonra bunları genelleştirerek tercihlerin dayandığı yargılara dönüştürme eğilimidir….. Özellikle gazteler ve televizyonlar bir olayı işlediğinde, insanların o olayın meydana gelme olasılığını abartmalarına iyi bir fırsat çıkarır. Örneğin başka bir çalışmaya göre, erkekler arasında ilk sıradaki ölüm sebebi olan kalp hastalıkları, medyada 11. sıradaki cinayetlerle aynı ölçüde haber konusu olduğu ortaya çıkar…. ve yahut daha kişisel bir örnek ; geç kaldığınız bir randevuya yetişirken kırmızı ışıklara yakalanma olasılığınızın artığını hissedebilirsiniz ! sanki tuhaf bir şekilde kırmızı ışıklar daha sık ve uzun yanmaya başlar. Ama aceleniz olmadığı zamanlarda ışıklara takılmak pek umrunuzda olmadığından, böyle bir yanılsama hissetmezsiniz!

Temsil Eğilimi; Bir olayı, ana kaynağının yada ortaya çıkış sürecinin temel özelliklerini temsil etme noktasına varacak ölçüde muhtemel sayma eğilimidir…. Bu da en çok yanlışa düşülen eğilimlerden biridir. Nasıl mı ? gelin test edelim;

Deniz 31 yaşında, bekar, açık gözlü ve çok zeki bir kadındır. Üniversitede felsefe bölümünü bitirmiştir. Öğrenciyken, ayrımcılık ve sosyal adalet meseleleri ile yakından ilgilenmiş ve nükleer karşıtı gösterilere katılmıştır.

Şimdi tahmin edin, şunlardan hangisi daha olasıdır ;

a) Deniz bir Banka’da çalışıyordur !
b) Deniz bir Banka’da çalışıyor ve feminist harekette aktiftir !

Dürüst olun, “b” şıkkını seçtiniz, değil mi ? tıpkı o sorunun sorulduğu deneklerin %85’i gibi ! Matematiksel olarak durumu ele alırsak, “a” şıkkının olma olasılığı “b” şıkkından fazladır. Zira, 2 olayın aynı anda olma olasılığı, 1 olayın olma olasılığından daima düşüktür. Ama tuhaftır ki, çoğu kimse bu gibi durumlara “matematiksel” olarak yaklaşmaz, ve olguları yanlış ele alır. Çünkü ikinci seçenekte verilen tanımlayıcı ifade, Deniz’in en başta verilen tarifine uyduğu düşünülerek, aslında bir tür “temsil yanılgısına” düşülür.  … İnsanlar “Temsil eğilimi”ni anlık kararlarda, bilgi işlem sürecini kısaltmak için kullanır. Temsil eğiliminden çıkartılan bazı tahminler kullanıldıkları yere göre isabetli olabilir, ama çoğu bilinçsiz ve yanlış kullanımlarda bu eğilimin “temsil yanılgısına” dönüştüğü defalarca test edilmiştir.

Dikkatsizliğe bağlı körlük eğilimi; Bir şeye dikkat kesilirken, apaçık bir şeyi gözden kaçırma eğilimi…. Belki biliyorsunuzdur; hani bir deneyde, bir grup denekten basketbol maçında kaç kere pas verildiğinin sayılması istenir. Denekler pür dikkat pasları sayarken, maçın tam ortasında çok dikkat çekici bir şekilde Goril köstümlü biri göbek atmaya başlar, ve gider. Deneyin sonunda, deneklere pas sayısını sormak yerine, “Goril’i gördünüz mü ?” diye sorulur. Deneklerin %50’sinden fazlası görmemiştir…. Bu basit deney, algı gücümüz konsundaki kibirliliğin yanı sıra, beynin işleyişi konusundaki temel bir yanlış anlaşılmayı ortaya çıkarır; Gözlerimizi birer video kamerası, beyimizin de algılarla dolu boş bantlar gibi olduğunu sanırız ! Bu yanlış modele göre, bellek basbayağı bandı geri sarar ve zihin sahnesinde çalar. Aslında hiç de öyle değildir. Algı sistemi ve onun verilerini analiz eden beyin, daha önce benimsenmiş inançlardan derin bir şekilde etkilenir (inançlar algıları ayarlarlar). Bunun sonucu gözlerimizin önünde olan apaçık şeyleri beyin algılayamaz.

Daha bitmedi…. çok üzerinde durmadan özet bir şekilde, daha bir çok bilişsel eğilim açıklamasını aşağıdaki gibidir;

Adil Dünya eğilimi; Talihsiz bir olayın mağdurunun bunu hak etmiş olmasına sebep olabilecek şeyleri arama eğilimi. … örn; genellikle tecavüz vakalarında (kız kuyruk sallamıştır), doğal afetlerde (Tanrı günahkarları cezalandırdı) veya adi suçlarda (Eşeğini sağlam kazığa bağlasaydın, enayinin malı tatlı olur …vb) sıklıkla görülür !

Barnum etkisi; (bkz. Forer etkisi) Belirsiz ve genel olayları yada kişilik tariflerini son derece kesin ve özgül sayma eğilimi…. özellikle falcılıkta çok kullanılır; örn; fal baktırırken genellikle 3 vakte kadar başına bir şey gelecek gibi bulanık tabirler çok kullanılır. Aslında bu “kehanetlerin” tutma olasılığı çok fazladır; zira herhangi bir zaman aralığın bir şey olma olasılığı her zaman vardır. Ama “zeki falcılar” olayın ayrıntısı ve gerçekleşeceği zaman hakkında bulanık ifadeler kullanarak, sanki isabetli kehanetler yapıyor intibası vermekte çok ustadırlar. … ve ya başka bir varyasyonunda; bazı genel (herkeste olan) insan doğasını (çapkınlık, yaratıcılık, ikiyüzlülük …vb) sadece belli burç yada burçların özelliğiymiş gibi yansıtmak !

Beklenti eğilimi; Doğrulama eğiliminin başka bir adı. Bir olay (deney …vb) hakkında, beklentilere uyan verileri görme, değerlendirme; buna karşılık beklentilere uymayan verileri görmeme, yok sayma eğilimi.

Bizden olmayan eğilimi; Yabancı bir inancı yada bilgi kaynağını yok sayma eğilimi…. Yukarda açıklanan sahiplenme eğiliminin başka bir varyasyonudur.

Çoğunluğa uyma eğilimi; Sağladığı sosyal pekiştirmeden dolayı, bir sosyal grup içindeki çoğunluğun inancını benimseme eğilimi…. Yukarda açıklanan Statüko eğiliminin bir varyasyonu sayılabilir !

Geçmişe pembe bakış eğilimi; Geçmişteki olayları olduğundan daha iyiymiş gibi hatırlama eğilimi…. Bu eğilimin tersi de geçerlidir… Kişinin o anki ruh hali, yada işine gelişine göre geçmişi çarpıtmak olarak da görülebilir !

Grup kimliği eğilimi; Bir gruba mensupmuş gibi algılanan kişilerin inançlarına ve tutumlarına değer verme, buna karşılık farklı bir grupta algılanan kişilerin inanç ve tutumlarına itibar etmeme eğilimi…. Gene, Yukarda açıklanan sahiplenme eğiliminin başka bir varyasyonudur; Kendi grubunu sahiplenme eğilimi !

Hale etkisi; Bir kişinin tek bir olumlu özelliğini bütün diğer özelliklerinin kapsayacak şekilde genelleştirme eğilimi…. Genellikle popüler aktör/aktris, sporcu, politikacı… yani şöhretlilere yakıştırılır ! Ama gündelik hayatta da sıklıkla görülür. Örn; Çevrenizde çok güvendiğiniz birinin kötü bir yönü ortaya çıkınca, “O öyle biri değildir !”, veya “O öyle şeyler yapmaz”

İnanırlılık eğilimi; Bir savın geçerliliğini, sonucunun inanılır oluşu temelinde değerlendirme eğilimi…. Gündelik hayatta da görülmekle birlikte, özellikle bilimsel hayatta daha dramatik bir şekilde rastlanabilirler. Bilim tarihinde sıklıkla görülmüştür ki; eğer devrim niteliğinde olan bir bilimsel deneyin sonucu, daha önceki “benimsenmiş” yada “işe gelen” teorik kuramlarla uyuşmazsa, deneyin hatalı olduğu sonucu ısrarla bastırılır. … Ortaçağ’daki bilimsel buluşların önündeki yegane engel bu eğilimdi (bkz. Kopernik devrimi, Galileo…vb), ve işin tuhafı modern dünyamızda da ki “bilim dünyasında” da (pratik deney sonuçlarının bilimsel kuramlarla çelişmesi sonucu son kale yıkılana kadar teorik kuramı destekleme) sıklıkla görülmektedir.

Kendini doğrulayıcı öngörü; İnançlar ve davranışlarla ilgili beklentilere uyan fikirlere inanma ve o doğrultuda davranma eğilimi…. örn; halk arasında kadınların kötü şoför olduğuna dair bir görüş vardır. Bu görüş artık o kadar kanıksanmıştır ki, kadınların çoğu buna kendileri bile inanmaya başlar, ve sürücülükte yaptıkları en küçük hataları gözlerinde daha da büyütürler. Veya başka bir örnek; Erkekler ağlamaz veya erkekler dugularını belli etmez diye başka bir kalıpsal inanç daha vardır. Bu inanç yüzünden, özellikle ataerkil toplumlarda, erkekler ruhi durumlarını zoraki bir şekilde bastırarak içten içe sıkıntı çekmesi çok görülür.

Klişeleştirme eğilimi; Hakkında gerçek anlamda bilgiye sahip olmaksızın, bir grup üyesinin o grubu temsil ettiğine inanılan belli ayırıcı özellikleri taşıdığını varsayma eğilimi…. İşte ırkçılığın, negatif milliyetçiliğin ve faşistliğin kökünde yatan bilişsel eğilim. … ayrıca belirteyim; en ırkçı olmadığını iddaa eden kişilerde bile bu eğilimin yansıması sıklıkla görülür !

Kontrol yanılsaması; Çoğu kimsenin kontrol edemediği yada etkileyemediği sonuçları kontrol edebileceğine yada etkileyebileceğine inanma eğilimi. … hayatın her alanında görülebilceği gibi, en dramatik yansıması kumar oynarken görülür; örn. bazı kumar bağımlılarının uğurları yada kendilerine her daim şans getirdiklerine inandıkları bazı “ayinleri” vardır, ve Bu uğur ve ritüellerin şans oyunlarının sonucunu etkileyebileceklerini sanırlar.

Kümeleme yanılsaması; Aslında rastlantı eseri olabilecek kalıplar kümeleri görme eğilimi…. Gene gündelik hayatta en sık rastlanan bilişsel eğilimdir…. Örn; kahve falı bakılırken, aslında rastgele yayılmış kahve zerrelerinden en kompleks anlamlı şekilleri bile çıkarılabilir, yeter ki görmek isteyelim. Aynı şekilde bulutları şekilli görme, yada meyve yada ağaç kesitlerinde Arapça, Farsça (bu dillerin yazı stilleri buna çok uygundur) isimler yazdığını sanma … buna örnektir. Bu örnekler daha çok maddi olsa da, belli bir rastlantısal olaylar arasında kümeler (bağlantılar) görmek yanılgısı da olabilmektedir (bkz. Yalnıltıcı bağlantı).

Normallik eğilimi; Daha önce olmamış bir felaketin yaşanma olasılığını yok sayma eğilimi…. Yani geçmişte bir şeyin emsali yoksa, gelecekte de olmayacağını sanma eğilimi… inanırlılık eğiliminin bir varyasyonudur.

Olumsuzluk eğilimi; Olumsuz olaylara, inançlara ve bilgilere olumlu olanlara oranla daha yakın ilgi gösterme eğilimi…. Polyanacılığın tam tersi, yani bildiğimiz kötümserlik… Özellikle bazı insanlar, iyimser olup sürekli hayal kırıklığına uğramaktansa, kötümser olmayı tercih ederler.

Öncelik etkisi; İlk baştaki olayları sonraki olaylardan daha fazla ağırlık verme, fark etme, hatırlama ve değer verme eğilimi. * ayrıca buna simetrik, “yakınlık etkisi” de vardır; yani son olayları, önceki olaylardan daha fazla ağırlık verme, fark etme, hatırlama ve değer verme eğilimi.

Öykü uydurma eğilimi; Anıları hayal gücü ile birleştirme ve başka kişilerin anlattıklarını kendi başından geçmiş gibi aktarma eğilimi…. Geçmişi çarpıtma eğiliminin bir varyasyonudur.

Özellik yakıştırma eğilimi; Kendi kişiliğini, davranışlarını ve inançlarını, başkalarınkinden daha değişken ve az dogmatik sayma eğilimi…. Yukarda anlatılan yakıştırma , yada kendine yontma eğiliminin bir varyasyonudur !

Sürü eğilimi; Çatışmadan kaçınmak amacıyla bir gruptaki çoğunluğun inançlarını benimseme ve uyma eğilimi… Gene, yukarda açıklanan Statüko eğiliminin bir varyasyonu sayılabilir !

Tutarlılık eğilimi; Geçmişteki inançları, tutumları ve davranışları şimdi ki inanç, tutum ve davranışlara olduğundan daha fazla benziyormuş gibi hatırlama eğilimi…. başka bir deyişler, insanları hep stabil, değişmeyen, hep aynı kalan subjeler olarak görmek. Halbuki, 15 yaşındaki halimizle 30 yada 45 yaşındaki halimiz arasında, seneler boyu kazanılan tecrübeler sayesinde, dağlar kadar fark olacaktır !

Uzman eğilimi; Özellikle hakkında çok az fikir sahibi olunan konularda, değerlendirme yaparken, bir uzmanın görüşüne körü körüne inanma eğilimi…  Bu eğilim bir bakıma akla yakın, mantıklı bir eğilimdir. Fakat eğer bu uzman sahtekar yada işinde kötü ise, bu eğilim kesinlikle sizin zararınıza olacaktır.

Yanıltıcı bağlantı; 2 alakasız değişken arasında bir nedensel bağlantı bulunduğunu varsayma eğilimi. Kümeleme yanılsamasının bir varyasyonu sayılabilir ! gerçekleşmesinin çok düşük ihtimalde gördüğümüz bir olayın bize denk gelmesini bir hikmete bağlamak …. Örn; tam birini aramak için telefona uzanırken telefonun çalması, arayan kişinin sizin aramak istediğiniz kişi çıkmasında büyük bir anlam arama eğilimde olabiliriz. Yalnız bir de şöyle bakın; dünyada milyarlarca insan her gün onlarca hatta belki yüzlerce telefon bağlantısı yapıyor. Bu kadar çok sayıda bağlantının birinde böyle bir tesadüfün rast gelmesi (piyango çıkması) çok doğal. … Aynen piyango çekilişi gibi; farz edin ki 70 milyon arasından piyango çekilişi yapılıyor, bütün olarak düşünürsek içlerinden birine mutlaka piyango çıkacaktır, bunda süpriz olamaz, değil mi ?.

Yanlış mutabakat eğilimi; Başkalarının kendi inançlarına  katılma derecesini abartma eğilimi. … Gündelik hayatta gene sıklıkla karşımıza çıkan bir eğilimdir. Bazı insanlar başkalarının da kendisi ile aynı görüşte olduklarını sıklıkla iddaa ederek, çoğunluk gücünü arkasına alma ve kendilerini daha haklı ve güvencede hissetme eğilimindedir. Siyasi seçimlerde çoğunluğun gerçekten hangi tarafta olduğu kesin olarak tescillense de, gündelik hayattaki görece her basit konu için “tescilli oylama” yapılamayacağı için, asıl mutabakat konusunda daha çok yanılgıya düşme yada kendini kandırma eğilimi olacaktır. ….. Not; ayrıca kişisel bir görüşümü eklemek isterim ki, çoğunluğun mutabakat olduğu her karar yada yargı da sarsılmaz doğrudur demek değildir. Dünya tarihine bakarsak, çoğunluğun hatalı olup, azınlık hatta tekil bireylerin haklı olduğu bir çok örnek vardır (en barizi; eskiden çoğunluk Dünyanın tepsi gibi olduğuna inanıyordu, ama çoğunluğun öyle düşünmesi sarsılmaz gerçeklerin öyle olduğu anlamına kesinlikle gelmez). Yani demem o ki, bir argümanı savunurken, sanki çoğunluk kendi tarafındaymış gibi bir hava vermeye kasmak yerine, onu akıl ve mantıkla savunmak daha doğru olacaktır.

Yanılsama eğilimi; Başkalarının aynı yada benzer inançları, tutumları ve değerleri paylaştığını varsayma ve kendi davranışının başkalarının davranışlarına temel oluşturma olasılığını arttırma eğilimi… Bir yukarda anlatılan Yanlış mutabakat eğiliminin (Yani zaten herkes benim gibi düşünüyor yanılsamasının) bir varyasyonudur. … gene belirtelim; gerçekten çoğunluğun sizin gibi düşünmesi bir tarafa, öncelikle siz+çoğunluk gerçekten doğru mu düşünüyor, onu anlayalım !

…..

Son olarak, Frank Sulloway‘ın tarih psikolojisi üzerine bilimsel makalesinin sonunda belirttiği gibi;

Zihin özümseyeceğinden daha fazla bilgiyle karşı karşıya kaldığında, anlamlı (ve genellikle doğrulayıcı) kalıplar arar. Bu nedenle beklentimize uymayan verileri yok sayarak, baskın dünya görüşünün kendisinden yana olduğunu sonucunu çıkarır.

Kısacası, asıl mühim olan ne kadar akıllı yada bilgili olduğumuz değil, bu bilgi yığınını nasıl işlediğimiz, kullandığımız ve değerlendirdiğimizdir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s