Bazı Savaş ve Silah Efsaneleri !!!

* For English ; cracked.com/5-weapon-myths-you-probably-believe-thanks-to-movies, Also click pictures for more details !!!

Savaşlar kötüdür, hazindir, bunu herkes bilir. Ama bir taraftan oldukça da havalı, hatta heyecanlıdır. Düşünsenize, cafcaflı ve gösterişli düellolar, it dalaşları (savaş uçaklarının dalaşı) ve heyecanlı çatışma stratejileri, havalı silahlar, hepsi savaşlarda var !!! En azından bize filmlerde böyle gösteriliyor. Peki filmlerde gösterilen savaş ve silah taktiklerinin ne kadarı doğru ne kadarı efsane. Mesela hepimiz filmlerde şarjörü hiç bitmeyen “mükemmel” silahlara alıştık sayılır. Peki ama diğerleri ;

Dosya:Royal Marines snipers displaying their L115A1 rifles.jpgGerçek Keskin Nişancılık keskin gözlerden çok matematik gerektirir; Filmlerde gördüğümüz keskin nişancılıkta, nişancı tüfeğinin dürbününden bakar ve dürbündeki (+) şeklinin merkezi hedefe geldiğinde ateş eder, ve böylelikle hedefi indirir. Sanki tüm olay, o (+) işaretin hedefi bulabilmesidir. Elbette, dürbünlü tüfekler icat edilmeden önce bu iş bildiğimiz keskin gözlerle yapılması düşünülürdü. Yani göz görebiliyorsa, kesinlikle vururdu. Ama aslında nişancılıkta, hele keskin nişancılıkta, hedefi ne kadar net ve berrak gördüğümüzün ve o (+) işaretin hedefin üstüne gelmesinin bir önemi yok. Asıl önemli olan, ortamın fiziğini anlayabildikten sonra hedefi düşürmek. Yoksa kesinlikle hedefi vuramıyoruz.

Olay aslında şu; keskin nişancılıkta 20 yada 100 metre ötedeki adamı değil, nerdeyse 1 km ‘den uzakta olan hedefleri vurmaya çalışıyoruz. Bu kadar uzaklıkta, mutlaka azımsanamayacak bir hava sürtünmesi (ve elbette rüzgarlar) olacak ve mermimiz yavaşlayıp, dümdüz olan rotasından şaşacak, ve eğimli bir yol izleyecek. Eğer bu eğimin oranını iyi hesap edemezsek, kendi gözümüzle yada dürbünle hedefi ne kadar net görürsek görelim hep ıskalayacağız. Profesyonel keskin nişancılar bunu aşmak için bol bol atış yapıp tecrübe kazanıyorlar ve bu tecrübelerinden edindikleri teoremleri tek tek not edip uzun mermi uçuşunun fiziğini kapmaya çalışıyorlar.

Japanese Sword FightKılıçlar düello esnasında bile keskinliklerini hemen kaybeder; Gene filmlerde bize sunulan kılıç dövüşlerine ve düellolara bakalım. Genellikle iki rakip kılıçlarının kenarlarını birbirlerinin kılıçlarına çarparak dakikalarca kılıçla dövüşür, ve sonun biri üstünlük sağladığında kılıcıyla son darbeyi indirir, ve tek bir darbede “keskin” kılıcıyla rakibine düzgün bir kesiş yapıp olayı bitirir. Filmlerde gösterilen en klişe ama bir o kadar da gaz bir sahnedir bu.

Ama aslında böyle olamaz elbette. Mutfak tecrübelerimizden bile anlayabiliriz ki, Kılıçlar (yada bıçaklar) ne kadar çok sert bir yüzeye vurursa (rakibinin kılıcı gibi) o kadar çabuk keskinliklerini kaybeder. Üstelik dakikalarca kılıcın keskin tarafını sert bir şeye vurmak onun kesiciliğini önemli ölçüde azaltır ve düellonun sonlarına doğru elimizde demir bir sopadan başka bir şey olmaz. Ayrıca demirin demire vuruşu iç stresi daha da artırarak metalin gevrek olmasına ve kolay kırılmasına sebep verir.  Zaten uzmanlar gerçek hayatta ki kılıç dövüşlerinin bar kavgalarına daha çok benzediğini söylüyorlar. Yani usta kılıç dövüşçüleri, kılıcın keskinliğini uzun süre korumak için sadece gerekli olduğunda (anı yakaladığında) kılıcını sallayıp, gerekmediğinde bildik dövüş yöntemlerini kullanıyor.

Image of Firefox, year 1982İt-dalaşları hiç sanıldığı gibi görsellik sunmazlar; Bilmiyorum kaçınız 1982 yıllında Clint Eastwood‘un oynadığı Firefox filmini seyretti. Seyretmediyseniz mutlaka seyredin, çünkü en gösterişli it dalaşlarından (yani savaş uçağı dalaşı) biri bu filmde gösterilmekte. Ayrıca bu filmden başka, Holywood’un filme aldığı daha bir çok gösterişli itdalaşı içeren filmlerde var (arlarında bilim kurgularda dahil). Ama tahmin edebileceğiniz gibi aslında gösterildikleri gibi değiller.

File:Fighter plane contrails in the sky.jpgSorun şu ki geniş mekanda (yani gökde) menziller de çok fazla geniş olur. Mekan o kadar geniştir ki, rakip savaş uçağını filmlerde ki gibi çıplak gözle falan seçebilmek neredeyse imkansızdır artık ve hatta herşey çok hızlı olup biter, gözlerimiz de yakalayamaz. Gerçekte olay şöyle gelişir; Bir “nesne” uçağın radarında görünür, pilot o hedefe yönelik bir füze yollar, ve göremediğimiz bir yer de bir şey havaya uçar, yada bazen ıskalar !!!. Yani itdalaşında herşey uçak bilgisayarının göstergelerinde görünen ibrelerle sınırlıdır, ve bir nevi kör uçuşa beneziyen, bir kör dalaşı olur. Yerdeki gözlemciler içinse uçakların bulut izlerini seyretmekten başka bir şey olmaz :P.

Deniz altı savaşları en sıkıcı savaşlardandır; Gene hemen bir film örneği verelim; Sean Connery‘den The Hunt for Red October. Bu tür filmler izleyenler bilir, deniz altı savaşları oldukça gerilimli ve havalı bir şey olarak beyaz perdeye yansıtır. Bu tür filmler sayesinde bir çok insan denizaltıların, denizaltını görmek için sonar denilen bir aleti kullandığını, ve o aletin ekrana yansıttığı görüntüde hedefi kolaylıkla görebildiğini düşünür. Ama aslında sonarların ekranları hiç düşünüldüğü gibi “kullanıcı dostu” sayılmaz hemde sonar okumasını bilmeyen yabancı bir göz için, bunlar matrix filminde akan yeşil sembollerden farksızdır.

Şimdi asıl teknik bilgiye gelelim; 2 çeşit sonar var, aktif ve pasif. Aktif olanlarda yüksek “sesli” bir sinyal gönderdiğimizde, o sinyalin ne kadar zamanda bir şeye çarpıp geri döndüğünü hesaplar. Böylece etraftaki nesnelerin büyüklük, uzaklık ve hızları gibi bir çok kullanışlı bilgiyi kolayca verebilirler. Ama zayıf noktaları, bu aktif sonarlar etrafı algılamak için sinyal gönderdiklerinden, çok kolayca karşı taraf tarafından algılanabilirler.

BU nedenle, askeri deniz altıların %99.99’u aktif sonar kullanmaz. Onun yerine bir çok hassas mikrofondan oluşan ve etrafı dinleme esasına dayanan pasif sonar kullanılır. Bu tür sonarlar da, sadece sesleri duyarak geminin türü, hatta kimliği gibi kullanışlı bilgiler sunar. Fakat pasif sonar sesleri yansıtarak değil, sadece sesleri dinleyerek veri topladığı için toplanan verilerin anlaşılması biraz karışık bir süreç alır. O nedenle pasif sonarların bilgisayar ekranlarını ve gösterdiği verileri sadece yetişmiş personel anlayabilir, ve konuyu bilmeyen biri için oldukça anlamsız görünür. Kısacası filmlerde gösterilen sonar-radar ekranları hiç de gerçek hayattaki askeri alandan kullanılanlarla alakalı değilmiş !

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s