Sanıldığı kadar havalı olmayan 5 epik başarı !

Read English: 5 Epic Achievements That Aren’t as Impressive as You Think | Cracked.com http://www.cracked.com/article_19883_5-epic-achievements-that-arent-as-impressive-as-you-think.html#ixzz1yGA4eDmf

Bazı başarılar vardır, sırf ismini bile duymak insanı farklı bir atmosfere sokar. Ama işin esasını kurcalayınca, bu gibi şeylerin hiç de sanıldığı gibi ayrıcalıklı ve matah birşey olmadığı anlaşılır. İşte halk arasında efsane gibi görülüp ama pek de öyle olmayan 5 başarı, tersten başlıyoz;

5. Bir dövüş sanatında siyah kuşak sahibi olmak; Çoğu kişi, bir dövüş sanatında ustalaşıp siyah kuşak almanın uzun seneler boyunca yapılan sıkı çalışmanın ve alın terinin bir karşılığı olduğunu sanır. Bunda elbette filmlerde bize yansıtılan mistik dövüş sanatları ustalarının öğrencisini zorlu eğitimlerden geçirme sahnelerinin önemi büyüktür. Ve elbette bazı (yada azınlıkta olan) idealist dövüş sanatçıları için bu durum geçerli olabilir. Ama gözlemler gösteriyor ki, özellikle son zamanlarda, bu Dövüş sanatları işi çoğu kişi tarafından yozlaştırılıyor ve sanki bir tür araba ehliyeti almak gibi bir havaya büründürülüyor. Türkiye’de durum tam olarak ne bilmem, ama Amerika’da belli zaman aralığında garantili kara kuşak almalı dövüş sanatları kursları oldukça revaçta. Hatta McDojo diye isim bile takılmış bunlara; yani fastfood (hızlı yemek) gibi hızlı ve kompak dövüş sanatları okulları açılıyor. Peki buralarda öğrenilen dövüş bilgisi ve kazanılan siyah kuşak ne kadar pratik ve işe yarar ? Çok büyük bir çoğunluğu zaten öğrendiklerini gerçek hayatta kullanmıyor, sadece adı var; “siyah kuşak aldım !!”. Ve bunlara katılanların bazıları sonunda sadece süslü kareografik dansımsı hareketler dışında pek bir ey öğrenmediklerini itiraf ediyorlar. Üstelik bu dojolarda öğretmenlik yapanların gerçek kalibresi ve vasfı oldukça tartışmalı. O nedenle her siyah kuşaklıyı çekirge sanmamak gerek sanırım ! o_O

4. Oscar ödülü; Nedense film sektöründe iş yapan, yönetmen ve oyuncu herkesin nihai amacı bir oskar ödülü kazanabilmektir. Ama Oskar ödüllerinin jürisi olan kişilerin nitelikleri incelendiğinde, bu ödülü kazanmanın, daha doğrusu jürinin beğenisini kazanacak film yapmanın pek de edebi bir başarı olmadığı anlaşılır. Öncelikle Oskar jürisi çoğunluğunu beyaz-yaşlı erkeklerin oluşturduğu tam 5765 kişiden meydana gelir. Yani oskarlık bir film yapacaksanız, amerikan yaşam tarzına alışık “yaşlı-beyaz erkek” beğenisine uygun film yapmalısınız. O nedenle genellikle oskar ödülleri halkın genel beğenisiyle pek uyuşmayan filmlere verilmekte. Kısacası bu 5765 kişilik jüri hiç de kozmopolit olmayan, belli bir sınıfın çoğunluğunu tuttuğu bir topluluk. Mesela bu kadar kişi arasında, 40 yaşın altında sadece 1 siyah kadın var, yani “aykırı” kesimlere pek yer yok gibi. Ve ayrıca dikkat edilirse, geçmişte ve günümüzde yaşamış bazı usta yönetmen ve aktörler, herkesce kabul edilen ustalıklarına rağmen, oskar almamışlardır. Oskar ödelleri belki eskiden havalı olabilirdi, ama artık sahip olduğu jüri profili yüzünden modası geçmiş ve sadece geçmişindeki ihtişamından güç alan bir eğlenceye dönüşmüştür.

3. Azizlik mertebesi; Hiristiyanlıkta Aziz olmak, öldükten 500 hatta 2000 sene sonra bile arkanızdan sizin için dua edecek ağlayacak birilerinin olması, isminizin şehirlere, tatil günlerine verilmesi oldukça prestijli bir şey olsa gerek. Elbette bir kere Aziz olabildikten sonra öyledir ama peki nasıl Aziz olunuyordu ? Aslında filmlerde söylendiği gibi en az bir iki mucize göstermekle olunmuyor, daha doğrusu bu “mucize” işine biraz fazla subjektif ve yanlı bakılıyor. Bir kere aziz olmak için önce ölmeniz lazım. Öldükten en az 5 sene (yada yüzyıllar sonra) sonra, katolik kilisesinden biri sizi Azizlik için aday göstermesi gerek. Ondan sonra bir piskopos sizin hayatınızı soruşturup Azizlik için uygun olup olmadığınızı araştıracak. Elbette bu araştırma oldukça yanlı ve subjektif olacak, ve eğer çok çok eskiden ölmüşseniz muhtemelen hakkınızdaki tarihsel gerçekler saptırılmış olacak, bu saptırılmış belgeler üzerinden karar verilecek. Aslında Piskoposun tek bilmesi gereken sizin yaşamınız boyunca iyi ahlaklı ve terbiyeli yaşadığınızdır ki, bilirsiniz müslümanlıkta da kişi ölünce herkes “iyi bilirdik der” ve konu kapanır. O nedenle genellikle zaten Azizliğe aday olan kişinin kötü bir tarafı çıkmaz. Hatta çarpıtılan belgelerle 2-3 mucize yaptığı bile ispatlanı verir ve Aziz olunur.

 2. Dünya Boks Şampiyonluğu; Sanırım herkes Rocky filmini izlemiştir. Rocky’nin son rounda kadar güç bela dayanıp, sonunda rakibini nakavt etmesi herkesçe en destansı sahnelerden biri sayılır. Ve birisi “ben dünya boks şampiyonuyum” dese ona kesinlikle özel bir saygı ve hayranlıkla bakarsınız. Peki ama dünya boks şampiyonluğu gerçekten sanıldığı kadar çok özel bir şey mi ? Teknik olarak bilinirki ki, boksta siklet (ağırlık) sınıfları vardır, yani her klasmanın ayrı bir şampiyonu vardır. Ama çoğu kişi tam 17 farklı siklet klasmanı olduğunu bilmez, yani bu 17 dünya boks şampiyonu demektir, ha ?. Hatta bununla da kalmaz, boksta aslında 4 ana beden sınıfı vardır, ve her beden klasmanı için 17 siklet klasmanı vardır, ve bu da 4×17=68 dünya boks şampiyonu demek. Eğer beraberlikleri falanda sayarsak bu rakam daha da artabilir. Elbette belirli bir klasmanda boks şampiyonu olmak her halükarda, sıkı çalışma ve disiplin sonucu olur, ama ne yazık ki sanıldığı gibi, Dünya boks şampiyonluğu tek kişinin zevkini tattığı bir şey değil. Ayrıca bundan başka bir durum daha var; Hani hatırlasanıza, Rocky filminde Apollo ekibi kolay yeneceklerini düşünüp tanınmamış bir boksör olan Rocky’i maç için seçerler. Bu durumun gerçek hayatta da geçerli olduğu söylenir. Yani boks şampiyonları ünvanlarını korumak için kendilerinden zayıf olanları seçerler, kısacası yenilme riskine girmek istemezler. Yani 2 üstün yetenekli boksör arasında gerçek ve adil müsabaka durumu pek yaşanan bir olgu değilmiş.

1. Nobel Barış Ödülü; Herkesce Nobel ödülleri dünyadaki en prestijli ödüllerden biri sayılır. Nobel fizik, kimya, tıp gibi ödülleri elbette alanında uzman ve devrim niteliğinde çalışma yapmış kişilere verilmekte. Peki ya Nobel barış ödülleri öyle mi ? Bunu anlamak için Nobel barış ödüllerinin nasıl verildiğine bakalım. Öncelikle ödülü almak için, birisi tarafından (politikacı, profesör, daha önceden Nobel ödülü kazanmış başka biri, Nobel komitesinin bir üyesi yada Norveç parlementeri tarafından) aday gösterilmek gerek. Daha sonra, aynı Oskar ödülleri jürisi gibi, toplumun kısıtlı bir kesimini temsil eden, çoğunluğunu yaşını başını almış kişilerin oluşturduğu bir jüri topluluğu adayın uygunluğuna karar verir. Ama problem bunla kalmaz. Asıl sorun ödül alacak kişinin yaptığı eylemler sonucu milletler arasında barışı en iyi şekilde sağlayacak şeyleri gerçekleştirmiş olmasıdır. Burada ki mantık hatası aslında ödülün şimdiki zamanda verilmesidir. Yani adayın eylemlerinin “gerçekten” milletler arası barışı en iyi şekilde gerçekleştirdiğinin anlaşılması için, üzerinden belli bir müddet (en az 20-30 sene) geçmesi gerek; kısacası barışsal eylemlerin gerçek başarısını sadece zaman gösterir. Ama tuhaftır ki, Nobel ödülleri hep güncel olaylar için ve genellikle “elit popüler” eylemlere veriliyor. Bu belki fizik, kimya ve tıp alanında sorun yaratmayabilir ama iş barış gibi neticesi uzun bir zaman diliminde anlaşılan sosyal konulara gelince iş karışıyor. Ne yazık ki, Nobel Barış Ödülü bile güncel eylemlere verilen bir tür ambalaj ve süs niteliğinden öteye gidemiyor, aynen diğer yanlış algılanan kavramlar gibi !

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s