Ghost in the Shell 2: Innocence

Felsefi bilim kurgu ve androidli, robotlu film sevenlere şiddetle önereceğim bir film. Ayrıca benim en iyi 10 film listeme de girmektedir. İlk filmi de sevmiştim ama Innocence, ilk filmden stil ve derinlik bakımından kat ve kat daha üstün. Blade Runner’dan esinlenen ve Matrix’e esin kaynağı olduğu söylenen Ghost in the Shell serisinin en beğendiğim bölümüdür

Filmin konusu Ghost in the Shell manga ‘sının , Robot Rondo, bölümünden değiştirilerek uyarlanmıştır. Hikaye çok da uzak olmayan bir gelecekte robot teknolojisinin ve yapay zekanın oldukça gelişmiş olduğu 2032’de geçer. Teknoloji öyle gelişmiştir ki, artık insan bilinci, hafızasıyla birlikte, bir android bedenine aktarılabilmektedir. Bu bir nevi kişilere büyük avantaj sağlasada (hastalıksız ömür, ölümsüzlük yada aksayan uzuvların kolayca değişmesi gibi), bir yandan kişiyi kendi varlığının gerçekliğine dair şüphelere sürükler. Ayrıca buna ek olarak, gelişen teknoloji, yetenekli hacker‘ların yolunu da açmıştır ve bu android bedenlerin hacklenme tehlikesine karşı daima tetikde olunmalıdır.

Konu ( Süpriz bozan içerebilir !!!, uyarmış olayım )

Batou‘nun daimi partneri olan, ve çocukluğunda geçirdiği bir hastalıktan dolayı tüm bedeni baştan aşağı android olan Motoko Kusanagi ilk filmde, Project 2501 denilen gizli bir projenin içeriğini bildiği için, devlet ajanlarınca avlanmak istenmiş ve bu sebeple ortadan kaybolmuştu. Bu filmde ise Batou, hiçbir android uvzu bulunmayan, ve inancı gereği kendisine android uzuv taktırmayan Togusa ile eşleşmiş ve kritik bir soruşturmayı yürütmek için 9’uncu Halk güvenliği – Public Security Section 9 bölümünce görevlendirilmiştir.

Görevleri LOCUS SOLUS adındaki, seks bebeği (android hayat kadını) üreten bir cyborg şirketini soruşturmaktı. Bu şirketin ürettiği bir seks bebeği kontrolden çıkmış ve 8 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Bir “ghost (hayalet)” yüklenmiş olan bu androidler aslında yasadışı yollardan “ghost-dubbing (hayalet dublajı)” denen bir yöntemle yaratılmıştır. Bu yönteme göre, Yakuza (Japon Mafyası) küçük kız çocuklarını kaçırarak LOCUS SOLUS şirketine satmaktadır, daha sonra bu kız çocukları gizli bir denizaltıya yüklü kapsüllere hapsedilerek, seks bebeklerinin içine gerçekçi “hayaletler” olarak aktarılırlar. Ama bu kızlardan bazıları bir şekilde dış dünya ile bağlantı kurmanın bir yolunu bulup, içinde bulundukları duruma dikkat çekmeyi başarırlar. Batou ve Togusa  bin bir badire atlatarak sonuna kadar giderler ve kızların kaçırıldığı denizaltıyı bulurlar, ayrıca son anda durumun gittikçe kızışması ile Motoko Kusanagi’de gemideki yüklü olan bir seks bebeğinin içine girerek (onu hackleyerek) onlara yardım eder. Filmin sonunda, yardım çağıran kızla yüzleşen Batou, kızın kurtarılma neşesini paylaşmak bir yana, dikkat çekme yöntemini kınar. Çünkü her ne kadar kız başta masum-innocent bir kurban olsada, dikkat çekerken kıydığı masum canlar onu en az kendisini kaçıranlar kadar zalim biri yapmıştır.

Aşağıda bu filmin çok etkilendiğim müziğiyle birlikte introsunu, ve filmden bir kesit sunmaktayım.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s